Makalecim Özgün Makale Bloğu


>HORMONLAR, HORMON ÜRETEN BEZLER, HORMON ÜRETEN BEZLERİN ÖZELLİKLERİ, ÇEŞİTLERİ

>

Hipofiz Bezi

Beynin taban kısmında bulunan nohut büyüklüğünde bir bezdir

A- Büyüme hormonu

B-Tiroit uyarıcı hormon

C- Adrenal hormon (böbrek üstü)

D- Metabolizmayı düzenleyen 5 çeşit hormon.

Kemiklerin ve genel olarak vücudun büyümesini kontrol eder.

Tiroit bezinin çalışmasını kontrol eder. Böbrek üstü bezinin çalışmasını uyarır. Su metabolizmasını, kan basıncını ve düz kas faaliyetlerini kontrol eder, iyon dengesini sağlar. Dişilerde süt üretilmesini sağlayan hormon üretir. Üreme hücrelerinin oluşmasını sağlayan hormon üretir.

Büyüme Hormonu, çocukluk çağında az salgılanırsa cücelik, çok salgılanırsa devlik olur. Ergenlik çağından sonra çok salgılanırsa akromegali denilen el, ayak ve yüz kemiklerinde oransız büyüme olur.

Epifiz Bezi

Beyin yarım küreleri arasında

Melatonin hormonu

Eşey organlarının ergenlik döneminden önce gelişmesini engeller.

Tiroit Bezi

İki loplu olup, boyunda, gırtlağın altında soluk borusunun iki yanındadır.

A- Tiroksin

B- Kalsitonin Hormonlarını salgılar

A-Tiroksin, büyüme ve gelişmede etkilidir. Vücut metabolizmasını düzenler; gelişme döneminde az salgılanırsa cücelik ve zekâ geriliğine neden olur. Yetişkin insanlarda az salgılandığında metabolizma hızı yavaşlar, vücut ısısı düşer, saçlar dökülür. Fazla salgılanırsa, metabolizma hızı artar, sinirlilik, çarpıntı, ortaya çıkar. Tiroksin, iyot eksikliğinden dolayı az salgılanırsa, bez, normalden fazla çalışarak büyür. Bu hastalığa guatr denir.

B- Kalsitonin, vücudun kalsiyum, fosfor dengesini ayarlar. Kandaki kalsiyum kemiklere geçtikten sonra, Kalsitonin sayesinde kemikler sertleşir.

Paratiroit Bezi

Tiroit bezinin arkasında

Parathormon: Kalsiyumun kemiklerden kana geçmesini sağlar. Az salgılanırsa tetani hastalığı oluşur. Fazla salgılanırsa kemikler yumuşar.

Böbrek Üstü Bezleri

Böbreklerin üst kısmı

Kabuk bölgesi:

A- Kortizol

B- Aldesteron

Öz bölgesi:

Adrenalin

Kortizol: Kan şekerini artırır. Protein, yağları glikoza dönüştürür.

Aldesteron: Vücutta su ve iyon dengesini düzenler.

Adrenalin: Heyecan, korku anında kana karışır. Kalbin çalışma hızı ve kan basıncı, solunum hızı artar. Kas ve karaciğerde glikojen yıkımı ve oksijen tüketimi hızlanır.

Pankreas (Karma Bez)

Midenin alt kısmında bulunur

A- İnsülin Hormonu

B- Glukagon Hormonu

(Bu iki hormon birlikte çalışır.)

İnsülin: Kandaki şekerin (glikoz) fazlasının karaciğerde(glikojen olarak) depolanmasını sağlar. (Kan şekerini düşürür.) İnsülin az salgılanırsa kanda şeker miktarı artar. (Şeker hastalığı)

Glukagon: Kas ve karaciğerdeki glikojenin, gerektiğinde kana geçmesini sağlar. (Kan şekerini yükseltir.)

Eşey Bezi

Kadınlarda

Yumurtalık

Erkeklerde

Testis

Östrojen,

Progesteron

Testesteron Östrojen: Dişilik özelliklerinin( ince ses, göğüslerin büyümesi vb.) ve üreme organının gelişmesini sağlar. Progesteron gebeliğe hazırlar.

Testesteron: Erkeklik özelliklerinin (sakal, bıyık çıkması, ses kalınlaşması vb.)gelişmesi ile sperm üretimini sağlar.

Timüs Bezi

Göğüs kemiğinin arasında

Embriyoda antikor faaliyetleri ile ilgili görevi vardır.

İç salgı bezleri(endokrin bezler) denilen, bir ucu kan damarına açılan kanalsız bezlerden kana salgılanan kimyasal maddelere �hormon� denir.

Hormonlar belli doku ve organları etkileyerek vücudun çalışmasını düzenler. Bazı hormon bezleri karma bez şeklindedir. Örneğin pankreas karma bezdir. Pankreas hem hormon salgılar, hem de sindirim özsuları salgılar.

Hormon sistemi ile sinir sisteminin bütünlüğünü �hipotalamus� sağlar.

Yönetim mekanizması şöyledir;

1. Hipofiz ve Epifiz bezleri: Hipotalamusun altında bulunurlar. Bu bezlerin salgıladığı hormonlar diğer bezlerin çalışmasını kontrol eder. Salgıladığı hormonlarla büyümeyi, vücudun su dengesini ve kan basıncını düzenler.

Örneğin büyüme çağında hipofizden büyüme hormonu (somatotropin=STH) ; çok salgılanırsa devlik (=jigantizm), az salgılanırsa cücelik ortaya çıkar.

Yetişkin insanda çok salgılanırsa akromegali ortaya çıkar.

2. Tiroid: Boynumuzun tabanında, gırtlağın önünde �H� harfine benzeyen bir bezdir. En önemli hormonu �tiroksin� ve �kalsitonin� dir.

Tiroksin: Vücudumuzun metabolizma hızını düzenler, büyüme ve gelişmeyi etkiler.

Az çalışırsa; İnsanı zayıf, yorgun, üşüyen, ve kuru derili yapar.

Erken yaşlarda az çalışırsa, cücelik ve zeka geriliğine yol açar.

Fazla çalışırsa; terleme, kan basıncında(tansiyon) artma, kalpatışının hızlanması ve sinirlilik ortaya çıkar.

�iyot� olmazsa tiroksin yapılamaz. Bu durumda tiroit bezi çok çalışır ve şişer buna �guatr� hastalığı denir.

Kalsitonin : Kandaki kalsiyum miktarını düzenler.

3. Böbrek üstü bezi (adrenal bez): Böbreklerin üzerinde bulunur iki tanedir. Dış kabuk (korteks) ve iç (öz=medulla) kısmı tamamen birbirinden farklı hormonlar salgılar. En önemli hormonu �adrenalin� dir.

Adrenalin (epinefrin): �Korku ve heyecan hormonu� diye de bilinir. Karbonhidrat(şeker) metabolizması ve kanın akış hızını ayarlar.

Korku, heyecan ve sevinç anında fazla salgılanır.

Soluk alıp verme, kalp atışı hızlanır, kan basıncı artar.

Böbrek üstü bezinden salgılanan diğer hormonlar vücudun su ve mineral (tuz) dengesini kontrol ederek ayarlar.

4. Pankreas: Kana hormon, sindirim kanalına sindirim enzimi salgılar. Bu nedenle sindirim sistemi organıdır.

Salgıladığıhormonlar kan şekerini düzenler. �insülin� ve �glukagon� olmak üzere iki çeşit hormon salgılar.

İnsülin : Pankreasın langhergans adacıklarının beta hücrelerinden salgılanır. Kandaki yüksek şekeri(glikoz) alarak vücutta depolattırır. Böylece kan şekerini azaltır. İnsülin salgılanamazsa kan şekeri çok artar, idrarda bile şekere rastlanır. Buna �şeker hastalığı=diyabet� denir. Böyle hastalar dışardan devamlı insülin hormonu almak zorundadırlar.

İnsülin hormonu yemekten hemen sonra çok salgılanır.

Glukagon: Pankreasın langhergans adacıklarının alfa hücre-lerinden salgılanır. İnsülin hormonunun tam tersi yönde çalışır.

Vücutta depolanmış şekeri kana geçirerek kan şekerini artırır.

İki öğün arasında ve karnımız acıktığında çok salgılanır.



>HAREKET, HAREKET FORMÜLLERİ, HAREKET ÇEŞİTLERİ, HAREKET NEDİR, ÖZELLİKLERİ, YÖRÜNGE

>

Hareket: Bir cismin sabit kabul edilen bir noktaya göre zamanla yer değiştirmesidir.

Oturduğumuz yerden duvarda asılı olan saate baktığımızda saat bize göre hareket etmiyor. Ancak saatin yelkovanına baktığımızda 12 rakamının üzerindeki yelkovanı beş dakika sonra 1 rakamının üzerinde görürüz. Yelkovan bize göre hareketlidir.

Hareket gözlendiği sisteme göre değişen bir kavramdır. Bir otobüsteki iki yolcu birbirlerine göre hareket etmez. Ancak yolun kenarından bakan bir kişiye göre yolcular hareket eder.

Yer Değiştirme: Bir cismin bulunduğu yere konumu denir. Şekilde A noktasında bulunan bir ağaca göre bir kişinin ilk konumu B noktası olsun. Daha sonra C konumuna geldiğinde bu kişi yer değiştirmiştir.

Yer değiştirme vektörel bir büyüklüktür. Son konum ile ilk konumun farkı yer değiştirmeyi verir.

YER DEĞİŞTİRME = SON KONUM � İLK KONUM

→ → →

BC = AC � AB

Örnek: Şekilde doğru üzerinde bulunan cismin ilk konumu A noktası son konumu B noktası ise, cisim kaç metre yer değiştirmiştir?

Çözüm:

Yer değiştirme = Son konum � İlk konum

→ → →

∆X = B � A

∆X = 100 � (-50)

∆X = 150m (Cisim 150m yer değiştirmiştir.)

Yer değiştirmeyi �∆X� işareti ile gösteriyoruz.

Örnek: Şekle göre cisim kaç metre ve hangi yönde hareket etmiştir?

Çözüm:

Y = İlk konum X = Son konum

∆X = X-Y

∆X = -20-40

∆X = -60m (Cisim (-) yönde 60 metre yer değiştirmiştir)

Hız: Bir cismin birim zamanda (saniye-dakika-saat) yaptığı yer değiştirmeye o cismin hızı denir.

Birim zamandaki yer değiştirmeyi bulmak için yer değiştirme zamana bölünür.

Hızın birimi yer değiştirme ve zaman birimine bağlıdır. Eğer yer değiştirme birimi metre(m), zaman birimi saniye (s) alınırsa, hız birimi m/s olur. Hız da vektörel bir büyüklüktür. Yani yönü olan büyüklüktür.

Örnek: 200 metre yolu 40 saniyede koşan bir çocuğun hızı kaç m/s dir?

Çözüm:

Çocuk bir saniyede 5 metre yol almıştır. Yer değiştirme yerine yol kavramını da kullanabiliriz.

Örnek: A ve B şehirleri arası 224 km dir. A şehrinden B şehrine hareket eden bir kamyon 4 saatte B şehrine ulaşıyor. Kamyonun hızını bulunuz.

Çözüm:

∆X = 224 km t = 4 sa V = ?

→ ∆X 224 km

V = —– V = ———- V = 56 km/ sa dir.

T 4 sa

Hız formülü ile yol veya zaman da bulunur.

→ → ∆X

∆X = V . t t = —–

V

Örnek: Hızı 90 km/sa olan bir otomobil 3 saatte kaç km yol alır?

Çözüm:

V = 90 km /sa t = 3 sa ∆X = ?

→ →

∆X = V . t ∆X = 90 km/sa . 3 sa ∆X = 270 km

Karşılıklı(zıt) yönde hareket eden cisimlerin toplam hızı, bu cisimlerin hızlarının toplamına eşittir.

Örnek: İki şehir arasındaki uzaklık 450 km dir. Aynı anda karşılıklı olarak 50 km/sa ve 40 km/sa hızla hareket eden iki kamyon kaç saat sonra karşılaşır?

Çözüm:

∆X = 450 km V1 = 50 km/sa V2 = 40 km/sa t = ?

→ → →

V = V1 + V2 V = 50 km/sa + 40 km/sa V = 90 km/sa

∆X 450 km

t = —– t = ———– T = 5 saat sonra karşılaşırlar.

V 90 km/sa

Not: Aynı yönde hareket eden cisimlerin toplam hızı cisimlerin hızlarının farkına eşittir.

Örnek: Aralarındaki uzaklık 90 m olan iki çocuk aynı anda ve aynı yönde koşmaya başlıyorlar. Arkadan koşanın hızı 7 m/s, önden koşanın hızı 5 m/s dir. Arkadaki çocuk kaç saniye sonra önden koşan çocuğu yakalar?

Çözüm:

∆X = 90 m V1 = 7 m/s V2 = 5 m/s t = ?

V = V1 – V2 V = 7 � 5 V = 2 m/s

∆X 90 m

t = —– t = ———– T = 45 saniye sonra yakalar.

V 2 m/s

HAREKET ÇEŞİTLERİ:

a) Sabit Hızlı Hareket: Bir hareketli cisim eşit zaman aralıklarında eşit miktarda yer değiştiriyorsa bu cisim sabit hızlı hareket yapıyor denir.

Her nokta arası 10 m dir. Bir araba her bir saniye sonra bu noktalardan geçmiştir. Yani sabit hızlı bir hareket yapmıştır. Hareketi grafik ile de gösterebiliriz. Grafikte görüldüğü gibi cisim 4 saniye hareket etmiştir. Başlangıçtan itibaren hız değişmemiş, 10 m/s olarak kalmıştır. Grafikteki alan alınan yol miktarını vermektedir. Alan bir dikdörtgen olduğuna göre, Alan = 10 . 4 = 40 Bu cisim 40 metre yol almıştır.

b)Hızlanan Hareket: Bir otomobil harekete başladıktan sonra hızı gittikçe artar. Örneğin: İlk 1 saniyede 2 m yol almışsa, ikinci 1 saniye aralığında 4 m ve üçüncü bir saniye aralığında 6 m şeklinde hızlanarak yol alır. Bu şekilde yapılan hareketlere hızlanan hareket denir.

Örnek: Duran bir otomobil harekete başlayarak düzgün hızlanıyor ve 10 saniyede hızını 15 m/s ye çıkarıyor. Bu hareketin hız-zaman grafiğini çiziniz.

T = 10 s

V1= İlk hız = 0

V2= 15 m/s

Grafikte görüldüğü gibi otomobilin hızı 0 dan başlayarak 10. saniyede 15 m/s olmuştur.

Eğer istersek otomobilin aldığı yolu bulabiliriz. Hız-Zaman grafiği altındaki alan bir üçgendir.

10.15

Üçgenin Alanı = ——– = 75 m ( Alınan Yol)

2

c)Yavaşlayan Hareket: Bu harekete örnek olarak giden bir otomobilin frene basılarak durdurulmasını gösterebiliriz. Her saniye hız azalır ve sonunda sıfır (0) olur.

Hareketin grafiği ise şöyle olur. Örneğin; 40 m/s hızla giden bir araba düzgün yavaşlayarak 10 saniyede durur.

Görüldüğü gibi başlangıçtaki 40 m/s olan hız 10 saniye sonra 0 a indi.

Aldığı yol üçgenin alanıdır.


40.10

∆X = ——— ∆X = 200 m dir

2

YÖRÜNGE:

Hareketli bir cismin hareketi süresince bulunduğu noktaları birleştiren çizgiye hareketin yörüngesi denir.

Düz bir doğru üzerinde hareket eden cismin yörüngesi doğrudur. Eğer cismin geçtiği noktaları birleştiren çizgi çember ise hareketin yörüngesi çemberdir. Saatteki yelkovanın ucu çembersel yörünge çizmektedir. Dünyamızın güneş etrafındaki hareketinin yörüngesi elipstir. Bir hortumun ucundan çıkan suyun yörüngesi eğridir.



>GÖZ HASTALIKLARI, GÖZ KUSURLARI, ÖZELLİKLERİ

>

Göz Kusurları

Göz, görüntüyü ağ tabaka(retina) üzerine normal olarak düşürebiliyorsa bu göze normal (emetrop) göz denir.

Ancak merceğin normal göz uyumunu sağlayamaması veya gözün yuvarlaklığının bozulması durumlarında göz kusurları ortaya çıkar.

Göz kusurları şunlardır;

1� Miyop

2� Hipermetrop

3� Presbitlik

4� Astigmatizm

5� Renk körlüğü

6� Şaşılık

7� Katarakt

1. Miyop

Yakını iyi görür, uzağı göremez.

Kalın kenarlı mercekle düzeltilir.

Nedeni;

a) Göz üst ve alttan basıklaşarak göz ekseni uzamıştır

b) Göz merceğinin kırıcılığı artmıştır.

2. Hipermetrop

Uzağı iyi görür, yakını göremez. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.

Nedeni;

a) Göz ön ve arkadan basıklaşarak göz ekseni kısalmıştır.

b) Göz merceğinin kırıcılığı azalmıştır.

3. Presbitlik

Yaşlılarda göz merceği yakına iyi uyum yapamaz. Bu durumda göz yakını iyi görmez, uzağı iyi görür.

İnce kenarlı mercekle düzeltilir.(Hipermetrop� a benzer)

4. Astigmatizm

Göz merceği yüzeyinin pürüzlü bir hal alması ya da saydam tabakanın kavislenmesi sonucunda görüntü sarı lekeye bulanık ve şekli bozuk olarak düşer.

Silindirik camlı mercekle düzeltilir.

5. Renk Körlüğü (Daltonizm)

Kırmızı ve yeşil renkleri birbirinden ayırt edemez.

Kalıtsaldır.

Tedavisi yoktur.

6. Şaşılık

Renk körlüğünde olduğu gibi doğuştandır. Şaşılıkta görme bozukluğu olmaz. Gözü hareket ettiren 3 çift kastan bir kısmının normalden uzun ya da kısa olması sonucunda göz eksenini doğrultusu değişir. Buna şaşılık denir.

Ameliyatla giderilebilir.

7. Katarakt

Göz merceğinin içindeki sıvının ya da merceğin saydamlığını kaybetmesi sonucunda görüntü sarı lekeye düşemez. Buna katarakt denir.

Ameliyatla düzeltilebilir.

Göz Hastalıkları

Arpacık: Mikrobiktir, göz kapaklarında görülür.

Trahom: Mikrobiktir. Körlüğe neden olabilen hastalıktır.

Göz tansiyonu: Ön ve arka odanın içindeki sıvının dengesinin bozulması sonucunda basıncın artmasıdır.



>GÖRME, NASIL GÖRÜRÜZ, GÖRME NASIL GERÇEKLEŞİR

>

Cisimden gelen ışık ışınları, saydam tabaka, ön oda ve göz bebeğinden geçtikten sonra, göz merceğine gelir. İnce kenarlı mercek olan göz merceği, ışınları birbirine yaklaştırarak kırar ve cismin gerçek görüntüsünü ağ tabakadaki sarı benek üzerinde ters olarak meydana getirir. Oluşan bu görüntü, görme sinirlerini uyarır. Görme sinirleri uyarıları alarak, beynin arka loplarındaki görme merkezine iletir. Görme merkezindeki hücreler, cismin düz ve renkli görüntüsünü oluşturur.

Cismin yakın ya da uzakta oluşuna göre, göz kaslarının hareketi ile göz merceği şişkinleşip kalınlaşarak, bu cisimlerin ters görüntüsünün sarı benek üzeride oluşması sağlanır. Bu olaya göz uyumu denir. Gözümüz 25cm ile 13m arasında göz uyumu yapar.



>GÖZ, GÖZÜN ÖZELLİKLERİ, GÖZÜN TABAKALARI

> -Işığa duyarlıdır.

-Kafatasının göz çukuruna yerleşmişlerdir.

-Gözü dıştan kaşlar, kirpikler, göz kapakları ve gözyaşı korur.

-Dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşmuştur.

1) Sert tabaka: Bağ dokudan yapılıdır. Gözü dış etkilerden korur ve gözün şeklinin bozulmasını önler. Rengi parlak beyazdır. Gözün ön tarafında saydamlaşarak �saydam tabaka� yı oluşturur.

Saydam tabaka (kornea) göze gelen ışığı kırarak gözün iç bölgesindeki göz bebeğine geçirir.

2) Damar tabaka : Gözü besleyen kan damarları burada bulunur. Damar tabakada melanin pigmenti birikerek gözün içini karanlık oda haline getirir.

Damar tabaka gözün önünde �iris�i oluşturur. İris göze rengini verir.

İrisin ortasındaki deliğe de �göz bebeği� denir. İris büzülüp gevşeyerek göz bebeğinin genişleyip daralmasını sağlar. Böylece göze giren ışık miktarı ayarlanır. Kuvvetli ışıkta göz bebeği küçülür, az ışıkta büyür.

İris fotoğraf makinesinin diyaframına benzer.

3) Ağ tabaka: En içteki tabakadır. Görme sinirleri burada ağ gibi yayılmıştır. Ağ tabaka üzerinde göz bebeğinin tam karşısında �sarı leke� bulunur. Görüntü sarı lekede meydana gelir.

Görme sinirlerinin gözden çıktığı nokta ışığa duyarlı değildir. Buraya �kör nokta� denir. Ağ tabaka gözün önünde ince kenarlı (yakınsak) bir mercek olan göz merceği ni oluşturur. Göz merceği ışığı kırarak görüntüyü sarı leke üzerine düşürür.

Göz uyumu: Uzağa veya yakına baktığımızda göz merceği yassılaşıp şişkinleşerek odak uzaklığını ayarlar. Böylece görüntü net olarak retinaya(ağ tabaka) düşer. Buna göz uyumu denir.

Cismin görüntüsü sarı lekeye ters ve cisimden küçük olarak düşer. Görme sinirleri uyartıyı beyine gönderir.

Beyinde görüntü düz ve cisme eşit olarak algılanır.

Mercek gözü iki bölüme ayırır. Saydam tabaka ile mercek arasına �ön oda� , mercek ile ağ tabaka arasındaki geniş boşluğa �arka oda� denir. Göz yuvarlağının içi ışığı kırma özelliği olan �göz sıvısı� ile doludur. Arka odayı dolduran sıvıya �camsı cisim� denir.

Sarı lekedeki hücrelerin iyi görev yapabilmesi için �A� vitamini gereklidir. A vitamini eksikliğinde �gece körlüğü� hastalığı ortaya çıkar.

Göz Kusurları

Göz, görüntüyü ağ tabaka(retina) üzerine normal olarak düşürebiliyorsa bu göze normal (emetrop) göz denir.

Ancak merceğin normal göz uyumunu sağlayamaması veya gözün yuvarlaklığının bozulması durumlarında göz kusurları ortaya çıkar.

Göz kusurları şunlardır;

1� Miyop

2� Hipermetrop

3� Presbitlik

4� Astigmatizm

5� Renk körlüğü

6� Şaşılık

7� Katarakt

1. Miyop

Yakını iyi görür, uzağı göremez.

Kalın kenarlı mercekle düzeltilir.

Nedeni;

a) Göz üst ve alttan basıklaşarak göz ekseni uzamıştır

b) Göz merceğinin kırıcılığı artmıştır.

2. Hipermetrop

Uzağı iyi görür, yakını göremez. İnce kenarlı mercekle düzeltilir.

Nedeni;

a) Göz ön ve arkadan basıklaşarak göz ekseni kısalmıştır.

b) Göz merceğinin kırıcılığı azalmıştır.

3. Presbitlik

Yaşlılarda göz merceği yakına iyi uyum yapamaz. Bu durumda göz yakını iyi görmez, uzağı iyi görür.

İnce kenarlı mercekle düzeltilir.(Hipermetrop� a benzer)

4. Astigmatizm

Göz merceği yüzeyinin pürüzlü bir hal alması ya da saydam tabakanın kavislenmesi sonucunda görüntü sarı lekeye bulanık ve şekli bozuk olarak düşer.

Silindirik camlı mercekle düzeltilir.

5. Renk Körlüğü (Daltonizm)

Kırmızı ve yeşil renkleri birbirinden ayırt edemez.

Kalıtsaldır.

Tedavisi yoktur.

6. Şaşılık

Renk körlüğünde olduğu gibi doğuştandır. Şaşılıkta görme bozukluğu olmaz. Gözü hareket ettiren 3 çift kastan bir kısmının normalden uzun ya da kısa olması sonucunda göz eksenini doğrultusu değişir. Buna şaşılık denir.

Ameliyatla giderilebilir.

7. Katarakt

Göz merceğinin içindeki sıvının ya da merceğin saydamlığını kaybetmesi sonucunda görüntü sarı lekeye düşemez. Buna katarakt denir.

Ameliyatla düzeltilebilir.

Göz Hastalıkları

Arpacık: Mikrobiktir, göz kapaklarında görülür.

Trahom: Mikrobiktir. Körlüğe neden olabilen hastalıktır.

Göz tansiyonu: Ön ve arka odanın içindeki sıvının dengesinin bozulması sonucunda basıncın artmasıdır.

Göz, görme duyu organımızdır ve insanın baş bölgesinde yer alır. Alın, elmacık ve burun kemikleri arasındaki göz çukuruna yerleşmiştir. Dışarıdan bakıldığında, görme işini gerçekleştiren göz yuvarlağı ve yardımcı organlardan oluştuğu görülür.

Göze yardımcı organlar; kaşlar, kirpikler, göz kapakları, gözyaşı bezleri ve göz kaslarıdır. Kaşlar, gözü alından süzülen terlerden korur. Kirpikler ve göz kapakları göze yabancı maddelerin kaçmasını engeller. Gözyaşı bezleri, gözyaşı salgıları ile gözün dış yüzeyinin kurumasını önler. Gözü hareket ettiren üç çift kırmızı kas, gözü sağa, sola, yukarı ve aşağı hareket ettirir.

Göz yuvarlağı küre şeklindedir ve dıştan içe doğru sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç tabakadan oluşur.

1-Sert Tabaka:

Gözün en dışında yer alan, beyaz renkli, sık telli bağ dokudan yapılı, kalın tabakadır. Bu tabaka, gözün yuvarlak şeklinin bozulmasını önler ve gözü dış etkenlerden korur. Sert tabakada kan damarları bulunmaz.

Sert tabaka, göz yuvarlağının ön kısmında incelir, küreselleşir ve saydam bir yapı kazanır. Bu bölüme kornea (saydam tabaka) adı verilir.

Kornea ve ön odadaki sıvı, mercek gibi, ışığın kırılmasını ve göz bebeğinde toplanmasını sağlar. Sert tabakanın diğer kısımları beyaz olup, göz akı adını alır.

2-Damar Tabaka (Koroid):

Sert tabakanın altında olup, ince, gevşek yapılı ve esnekliği az olan bir tabakadır. Hücreleri içinde siyah renk tanecikleri (pigmentler) vardır. Bu tanecikler göz yuvarlağının içini siyaha boyar. Böylece gözün içinin, bir fotoğraf makinesi gibi karanlık olması sağlanır. Bu tabakada, gözün beslenmesini sağlayan, çok miktarda kan damarı bulunur.

Damar tabaka, gözün ön tarafına doğru düzleşerek, iris adını alır. İris, göze rengini veren kısımdır (siyah, mavi, ela vb.)

İrisin ortasındaki, siyah nokta gibi görünen açıklığa göz bebeği denir.(siyah nokta gibi görünmesinin sebebi, gözün içinin karanlık olmasıdır.) Göz bebeği, saydam tabakadan geçen ışınların, gözün iç kısmına iletilmesini sağlar.

Düz kaslardan yapılan irisin dış ortamdan gelen ışığa göre, kasılıp gevşemesi sonucu, göz bebeği karanlıkta büyüyüp, ışıkta küçülür. Böylece göze giren ışığın azlık çokluğu ayarlanır.

3-Ağ Tabaka (Retina):

Gözün görmeyi sağlayan kısmıdır. Işığa duyarlı görme duyu hücreleri (reseptör=almaç) ile duyu hücrelerinden uyartıları alıp beyne ileten, görme sinir hücreleri bu kısımda bulunur.

Ağ tabakadaki görme sinirleri birleşerek, göz yuvarlağının arka kısmından dışarı çıkar ve beyne gider. Sinirlerin göz yuvarlağından çıktığı yerde görme hücreleri yoktur. Bu bölgeye kör nokta denir.

Gözün saydam kısımlarından geçerek, ışık ekseninin ağ tabakaya değdiği yere sarı leke (sarı benek) denir. Burası, gözün ışığa en duyarlı kısmıdır. Görüntü, kör noktanın hemen üstündeki sarı benekte oluşur. Sarı beneğin ortasında koni, çevresinde ise çubuk (çomak) şeklinde görme duyu hücreleri bulunur. Çubuk hücreler cismin şeklini, koni hücreler ise rengini algılar. Ayrıca çubuk hücreler zayıf ışıkta görmeyi sağlar. Koni hücreler ise, parlak ışıkta iş görebilir; kırmızı, mavi, yeşil renkleri algılar ve bu hücrelerin eksikliğinde renk körlüğü ortaya çıkar.

Ağ tabakanın ön kısmında göz merceği bulunur. İnce kenarlı bir mercek olan göz merceği, cisimlerden gelen ışınları kırarak görüntünün ağ tabaka üzerine düşmesini sağlar. Göze kaslarla tutunan göz merceğinin kabarıklığı, bu kaslar sayesinde artar ya da azalır. Böylece cisimleri uzaklığına göre göz merceğinin odak uzaklığını ayarlamak mümkün olur.

=>Saydam tabaka (kornea) ile iris arasındaki boşluğa ön oda, iris ile göz merceği arasında kalan boşluğa ise arka oda denir. Merceğin arkasındaki boşluk camsı cisimdir. Bu boşlukların içi, ışığın kırılmasına yardımcı olan sıvı ile doludur.

Görme Olayının Gerçekleşmesi

Cisimden gelen ışık ışınları, saydam tabaka, ön oda ve göz bebeğinden geçtikten sonra, göz merceğine gelir. İnce kenarlı mercek olan göz merceği, ışınları birbirine yaklaştırarak kırar ve cismin gerçek görüntüsünü ağ tabakadaki sarı benek üzerinde ters olarak meydana getirir. Oluşan bu görüntü, görme sinirlerini uyarır. Görme sinirleri uyarıları alarak, beynin arka loplarındaki görme merkezine iletir. Görme merkezindeki hücreler, cismin düz ve renkli görüntüsünü oluşturur.

Cismin yakın ya da uzakta oluşuna göre, göz kaslarının hareketi ile göz merceği şişkinleşip kalınlaşarak, bu cisimlerin ters görüntüsünün sarı benek üzeride oluşması sağlanır. Bu olaya göz uyumu denir. Gözümüz 25cm ile 13m arasında göz uyumu yapar.

Göz Kusurları

1-Miyopluk: Uzaklığı iyi görememe durumudur.

İki şekilde oluşur.

A) Göz merceği normalden daha çok şişkin ve merceğin kırıcılık özelliği daha fazladır. Bu durumda, mercek üzerine gelen ışınlar kırıldıktan sonra, görüntü, sarı beneğin önünde oluşur.

B) Mercek normal olup, göz yuvarlağı alttan ve üstten basıktır. Bu nedenle göz ekseni normalden daha uzundur. Göz ekseni uzun olduğundan, mercekte kırılan ışınlar sarı lekenin önünde birleşirler ve görüntü sarı lekenin önünde oluşur.

***Miyopluk, kalın kenarlı mercekle düzeltilir.

2- Hipermetropluk: Yakını iyi göremeyip, uzağı iyi görürler.

İki nedenle olur:

A) Göz merceği normal olup, göz yuvarlağı önden ve arkadan basıktır. Bu nedenle göz ekseni normalden kısadır. Göz ekseni kısa olduğundan, mercekte kırılan ışınlar sarı beneğin arkasında birleşirler ve görüntü sarı beneğin arkasında oluşur.

B) Göz merceğinin kırıcılığı normalden azdır ve mercek normalden incedir. Bu durumda göz merceğine gelen ışınlar kırıldıktan sonra sarı beneğin arkasında birleşirler. Yani görüntü sarı beneğin arkasında olur.

*** Hipermetropluk ince kenarlı mercekle düzeltilir.

3- Presbitlik: Göz merceğinin esnekliğinin azalmasından dolayı, merceğin uyum yeteneğinin kaybolmasıdır. Göz uzağı iyi gördüğü halde, yakına uyum sağlamakta zorluk çeker. 40cm�den yakını göremezler. Genellikle yaşlılarda görülür.

*** İnce kenarlı mercekle düzeltilir.

4- Astigmatizm: Gözün saydam tabakasının (kornea), küreselliğinin bozulması sonucunda, ışık ışınlarının bir kısmının kırılıp, bir kısmının yansıması nedeniyle cisimler bulanık ve bozuk görülür. Görüntü retinanın (ağ tabaka) önüne veya arkasına dağınık düşer.

*** Silindirik mercekle düzeltilir.

Göz Hastalıkları

1-Katarakt: Göz merceğinin içi kireçlenir ve ışığı geçiremez. Bu nedenle göz merceği donuklaşır ve saydamlığını, esnekliğini kaybeder (perde iner). İleri yaşlarda görülür. Ameliyatla düzelir.

2- Şaşılık: Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların normalden uzun ya da kısa olması ve uyumlu çalışamaması durumudur. Özel gözlüklerle veya ameliyatla düzelir.

3- Renk Körlüğü (Daltonizm): Yeşil ve kırmızı renklerin ayırt edilememe durumudur. Genlerle ilgili olup, kalıtsal bir hastalıktır. Tedavisi yoktur.

4- Trahom: Mikroplarla bulaşan ve tedavi edilmediğinde körlüğe neden olan bir hastalıktır.



>FOTOSENTEZ, FOTOSENTEZİN ÖZELLİKLERİ, FOTOSENTEZİN ÖNEMİ

>

Canlılar büyüyüp gelişebilmek için çeşitli besin maddelerine gereksinim duyar. İnsanlar ve hayvanlar kendi besinlerini kendileri ya­pamazlar, hazır besinle beslenirler. Hazır besinle beslenen canlılara tü­ketici (heterotrof) denir. Yeşil bitkiler kendi besinlerini kendileri ya­par. Kendi besinini yapan canlılara üretici (ototrof) denir. Üretici ile tüketiciler arasında ayrıştırıcılar yer alır.

Yeşil bitkiler; kökleri ile topraktan su ve suda çözünmüş madensel maddeleri, yaprakları İle de havadan karbon dîoksidi alır. Aldıkları bu maddeleri yeşil yapraklarındaki klorofil yardımı île güneş ışığı altında organik besin maddelerine dönüştürür. Bu olaya fotosentez (karbon özümlemesi) denir Foto kelimesi ışık . enerjisi, sentez kelimesi ise birleştirme anlamlarını içerir. Bu manada fotosentez, ışık enerjisi ile su ve karbon dioksidin birleştirilerek besin oluşturulması olayını açıklar.

Eşitlikteki ok kimyasal değişmeyi ifade eder. Okun sol tarafı kimyasal değişmeye giren maddeleri, sağ ta­rafı ise kimyasal değişme sonucu oluşan maddeleri gösterir.

Eşitlikte görüldüğü gibi fotosentez olayı için karbondioksit, klorofil, su ve güneş ışığı gereklidir. Fotosentez, en yoğun olarak bitkilerin yapraklarında oluşur. Bitkilerin yeşil renkli kısımlarındaki hücreler­de kloroplâst denilen organeller bulunur. Kloroplâstların içinde klorofil tanecikleri vardır. Bu tanecikler Güneş’ten gelen ışık enerjisini soğurarak kimyasal enerjiye dönüştürür. Bu nedenle fotosentez olayı gündüz olur. Işık şidde­ti, karbon dioksit miktarı, sıcaklık, su miktarı fotosentezi belli bir değere kadar etkileyen faktörlerdir.

Fotosentezin Önemi

Yeryüzünde tüm canlıların kullandığı enerjinin kaynağı Güneş’tir. Güneş enerjisinin bitkilerce kullanımı fotosentezle olur. Fotosentezle bitkilerde depolanan enerji, kimyasal enerjidir ve bütün canlıların da enerji kay­nağıdır. Bu nedenle hayatın devamı yeşil bitkilere bağlıdır. Çünkü yeryüzünde oksijen ve besin üreten bitkiler ile bunları tüketen diğer canlılar arasında karşılıklı madde ve enerji alış verişine dayanan bir düzen kurulmuştur. Bu düzenin devam ettirilmesi, doğanın ve çevrenin korunmasına bağlıdır. Tüketiciler yaşamlarını sürdürebilmek için yeşil bitkilerin yapmış olduğu organik besin maddelerine ihtiyaç duyar. Bu nedenle fotosentez olayı olmasaydı yaşam da olmazdı.

Görüldüğü gibi fotosentez ile solunum arasında mükemmel bir denge vardır Bu denge ile ha­vadaki karbon dioksit ve oksijen oranı değişmez. Çünkü tüketiciler solunum yolu ile ne kadar oksijen tüketiyor­larsa aynı şekilde fotosentez yapan bitkiler de o kadar oksijen üretir.

Mevsimlere göre bitkilerin yaşam etkinliklerinde değişiklikler gözlenir Meyvelerini olgun­laştıran ve yapraklarını döken bitkilerin yaşam etkinlikleri yavaşlar. Bitkilerin yaşam etkinliklerinin azalması son­baharda başlar, kış mevsiminin bitimine kadar devam eder. Bu süre içinde koşullar elverişli olmadığı için bitki­ler fotosentez yapamaz. Çam, ardıç, sedir, köknar gibi yapraklarının tamamını dökmeyen bitkiler de kışın fotosentez yapamaz. Çünkü fotosentez olayı sadece yaprağa bağlı değildir. Sıcaklık, nem, güneş ışığı gibi etmenlerin de uygun olma­sı gerekir.

İlkbaharla birlikte ısı, nem, güneş ışığı, toprağın havalanması gibi unsurlarla ortam elverişli hâle gelir. Bit-kiler yeniden yaşam etkinliklerini artırarak tomurcuklanır, yaprak oluşturur ve çiçek açar. Böylece büyüme ve gelişmeleri devam eder. Bitkiler, klorofil sayesinde güneş enerjisini kullanabileceği enerji biçimine dönüştürür. Bu enerji ile besinini sentezler, açığa çıkan oksijeni de havaya verir.



>ENERJİ, ENERJİ ÇEŞİTLERİ, KİNETİK ENERJİ, POTANSİYEL ENERJİ, ÖZELLİKLERİ

>İş yapabilme yeteneğine enerji denir. (E) ile gösterilir. Skaler bir niceliktir.

Doğada; ışık, ısı, mekanik, kimyasal nükleer ve elektrik gibi çeşitleri vardır.

Bütün bu enerjiler doğada iki ayrı şekilde bulunur.

1) Kinetik Enerji

2) Potansiyel Enerji

Kinetik Enerji:

Hareket halindeki cisimlerin sahip oldukları enerjiye denir. (Ek) ile gösterilir.

Kütlesi m ; hızı V olan bir cismin kinetik enerjisi; Ek=½.m.V2 ile verilir. Bu bağıntıya göre cismin kinetik enerjisi V2 ile

orantıdır. (m=sabit)

Birimler:

Ek (Joule) = ½ m (kg) .V2 (m/s)2

İş � Kinetik Enerji Teoremi:

Video Ekle

Sonuç: bir cisme etki eden bileşke kuvvetin yaptığı iş cismin kinetik enerjisindeki değişmeye eşittir. Bileşke kuvvet hızlandırıcı ise kinetik enerji artar , yavaşlatıcı ise kinetik enerji azalır.


Elde ettiğimiz bu eşitliğe göre bir cisme etki eden kuvvet cismin birim yoldaki kinetik enerji değişimine eşittir.

Sabit bir bileşke kuvvetin etkisinde kalan cisim devamlı hızlanır ve kinetik enerjisi artar. Böyle bir cismin kinetik enerji-yol grafiği şekildeki gibi olur.

Örnek:

Sürtünmesiz yatay düzlemde durmakta olan bir cisme yatay doğrultuda uygulanan kuvvetin yet değiştirmeye bağlı değişim grafiği şekildeki gibidir.

Cismin 12. metrede kazandığı kinetik enerji kaç joule dur?

Çözüm: Grafiğin altındaki alan yapılan işi verir. Yapılan iş cismin kazandığı kinetik enerjiye eşittir.

Potansiyel Enerji

Cisimlerin durumlarından veya konumlarından dolayı sahip oldukları enerjiye potansiyel enerji denir. Ep ile gösterilir.

Potansiyel enerji depo edilebilen bir enerjidir. Bir yayı sıkıştırır ve ya gerersek , yayı sıkıştırmak veya germek için uyguladığımız kuvvetin yaptığı iş sıkışmış ve ya gerilmiş olan yayda potansiyel enerji olarak depo edilir.

Potansiyel enerjisi olan sistemler , bu enerjilerini harcayarak iş yapabilirler.

A) Yayın Potansiyel Enerjisi:

Yukarıdaki şekillerde görüldüğü gibi m kütleli V0 hızlı cisim yaya yavaşça çarpınca yay sıkışır. Cisim yaya bir kuvvet uygulamış yay da cisme aynı büyüklükte ve ters yönde (bilgi yelpazesi) bir tepki göstermiştir.

Yayın sıkışması esnasında yayı sıkıştıran cismin hızı dolayısıyla kinetik enerjisi azalmış , buna karşı yay aynı miktar potansiyel enerji kazanmıştır.

Yay sabiti k olan bir yayın x kadar sıkıştırılmasıyla kazandığı potansiyel enerji : Ep = ½kx2 bağlantısıyla hesaplanır.

B) Yeryüzü Yakınlarında Yerçekimi Potansiyel Enerjisi

Yeryüzünden belli bir yükseklikte bulunan ve kütlesi yerin kütlesine nazaran çok küçük olan bir cisim serbest bırakıldığında yere doğru hareket eder. Bu sırada potansiyel enerji azalırken kinetik enerji atmıştır.

Yeryüzünden belli bir yükseklikte bulunan bir cisim aynı zamanda hareket halinde ise bu cismin hem potansiyel enerjisi ve hem de kinetik enerjisi vardır. Bu enerjiler ;

Ep= m.g.h , Ek= ½mv2 şeklinde yazılır ve toplam enerji;

E = Ep+Ek= m.g.h+½mV 2 olur.

Cisim aşağıya doğru düşmeye başladığı anda potansiyel enerjisi azalırken kinetik enerjisi artar.



>HORMONAL SİSTEM, ENDOKRİN SİSTEMİ, HORMONAL SİSTEMİN ÖZELLİKLERİ, GÖREVLERİ,FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ KONU ANLATIMI

>


İnsandaki salgı bezleri üç çeşittir:

1- Dış Salgı Bezi: Kanallı bezler olup, salgılarını kanal aracılığıyla iletirler. Örneğin; tükürük, gözyaşı, ter bezleri gibi.

2- İç Salgı Bezi: Kanalsız bezler olup, salgılarını direk kana verirler. Salgılarına hormon denir.

3- Karma Bez: Hem bir kanala, hem de kana salgı verirler. Örneğin; pankreas.

Hormonal sistem, iç salgı bezlerinden oluşur. (pankreas hariç, pankreas karma bezdir.)

Hormon, kan yoluyla vücuda dağıtılan, belli hedef organlarda etki gösteren kimyasal maddelerdir. Her hormonun etkilediği hücre, doku ve organ farklıdır. Bunlara hedef organ veya hedef doku denir.

Hormonlar hayvanlarda kanla, bitkilerde soymuk borularıyla taşınır.

Hormonlar, gerektiği miktarda salgılanırlar. Kana geçtikten sonra etkili olurlar ve miktarları zamanla azalır. Hormonların az ya da çok salgılanması hastalık yapar.

Hormonların Görevleri:

1- Sinir sistemi ile birlikte vücudun düzenli çalışmasını sağlar.

2- Vücudun iç dengesinin korunmasında görev alır.

3- Üreme ve eşey faaliyetlerini, cinsiyet özelliklerini belirler.

4- Vücudun gelişmesini ve büyümesini kontrol eder.



>ELEMENT, BİLEŞİK VE KARIŞIMLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

>


Element

Saf maddelerdir.

Kendine özgü öz kütlesi vardır.

Fiziksel veya kimyasal yöntemlerle basit maddelere ayrışmaz.

Homojendir.

Kendilerine özgü E.N, K.N vardır.

Yapıtaşı atomdur.

Aynı cins atomlardan oluşur.

Sembolle gösterilir.

Bileşik

Saf maddelerdir.

Kendine özgü öz kütlesi vardır.

Kimyasal yöntemlerle ayrışır. (elektroliz, ısıtma)

Homojendir.

Kendilerine özgü E.N, K.N vardır.

Yapıtaşı moleküldür.

Farklı cins atom, aynı cins moleküllerden oluşur.

Formüllerle gösterilir.

Elementlerin sabit oranlarda , birleşmesiyle oluşur.

Elementler özelliklerini kaybeder.

Karışım

Saf değillerdir.

Sabit öz kütlesi yoktur.

Fiziksel yöntemlerle ayrışır. (süzme, eleme,damıtma)

Homojen veya heterojendir.

EN, KN belirgin değildir.

Yapıtaşı atom veya moleküldür.

Farklı cins atom ve moleküllerden oluşur.

Belli formülleri yoktur.

Karışımı oluşturan maddeler arasında belirli oran yoktur. Her oranda karışabilirler.

Karışımı oluşturan maddeler özelliklerini kaybetmezler.



>ELEMENT, ELEMENTLERİN ÖZELLİKLERİ, ELEMENT ÇEŞİTLERİ, ELEMENT SEMBOLLERİ

>

Elementler uluslar arası bilim dünyasında anlaşılması için latin alfabesine göre adlandırılıp kullanılırlar. Her defasında elementlerin adlarını kullanmak yerine de bu adların ilk harfleri tercih edilir ve bunlara sembol denir.

Kısacası elementler sembollerle gösterilir.

Tabloda ilk 20 elementin, numaraları, adları ve sembolleri gösterilmiştir. Bunları öğreniniz.

Elementler sembollerle gösterilir fakat sembollerden, o elementin atomik yapıda mı, moleküler yapıda mı olduğu anlaşılmaz. Moleküler yapıda olan elementlerin kaç atomdan oluştuğunun anlaşılması için formüller kullanılır:

Örneğin hidrojen, oksijen ve iyot elementleri iki atomludur. Kükürt 8, fosfor ise 4 atomludur.

Hidrojen�..H Oksijen�.O İyot�I

Kükürt��..S Fosfor��P

Bileşikler de formüllerle gösterilir. Örneğin su:H O

Element, Bileşik Ve Karışımların Karşılaştırılması

Element

Saf maddelerdir.

Kendine özgü öz kütlesi vardır.

Fiziksel veya kimyasal yöntemlerle basit maddelere ayrışmaz.

Homojendir.

Kendilerine özgü E.N, K.N vardır.

Yapıtaşı atomdur.

Aynı cins atomlardan oluşur.

Sembolle gösterilir.

Bileşik

Saf maddelerdir.

Kendine özgü öz kütlesi vardır.

Kimyasal yöntemlerle ayrışır. (elektroliz, ısıtma)

Homojendir.

Kendilerine özgü E.N, K.N vardır.

Yapıtaşı moleküldür.

Farklı cins atom, aynı cins moleküllerden oluşur.

Formüllerle gösterilir.

Elementlerin sabit oranlarda birleşmesiyle oluşur.

Elementler özelliklerini kaybeder.

Karışım

Saf değillerdir.

Sabit öz kütlesi yoktur.

Fiziksel yöntemlerle ayrışır. (süzme, eleme,damıtma)

Homojen veya heterojendir.

EN, KN belirgin değildir.

Yapıtaşı atom veya moleküldür.

Farklı cins atom ve moleküllerden oluşur.

Belli formülleri yoktur.

Karışımı oluşturan maddeler arasında belirli oran yoktur. Her oranda karışabilirler.

Karışımı oluşturan maddeler özelliklerini kaybetmezler.




Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.