Makalecim Özgün Makale Bloğu


>Bor Madeni Stratejik Önemi BORUN KULLANIM ALANLARI Endüstride kullanımı

>Bor madenlerimiz ile ilgili olarak özellikle son yıllarda ve günümüzde özelleştirilmeleri ya da millileştirilmeleri konusunda kamuoyunda sıkça tartışmalar yapılmakta,konu ile ilgili çeşitli basın organlarında yazı,makale yayınlanmakla ve hatta sivil toplum kuruluşlarınca kitaplar yazılmaktadır.Bu nedenle BOR konusunun tüm detayları ile incelenmesinin ve kamuoyunun Bor madenleri konusunda daha gerçekçi bilgilendirilmesinin yararlı olacağı değerlendirilmiştir. Bazı kaynaklarca Türkiye için stratejik önemi olduğu ifade edilen ve hatta daha da ileri gidilerek Türkiye’yi kurtaracak bir kaynak olarak görülen borun dünya üzerinde toplam ticaret hacmi yıllık 1.2 milyar dolardır.

Türkiye’nin yılda sadece 4.5 Milyar Dolar sigaraya para harcadığı,bir o kadar da petrol için harcama yaptığını bu rakamın Ağustos 2000 içinde 3 milyar Dolar mertebelerine ulaştığı gibi rakamlar verirsek 1.2 Milyar Dolarlık yıllık dünya Bor ticaret hacminin Türkiye’yi kurtarma tezleri konusundaki iddialarına bir cevap verilebilir. Bu açıklamalara Borun değerinin küçümsenmesi açısından bakmaktan ziyade, ekonomik ya da ticari değerinin abartıldığını ve tüm dünyadaki Bor ticaretini sadece Türkiye yapsa bile sonuçta 1.2 Milyar dolar gibi yıllık ticaret hacmine ulaşabileceğini ve bunun da Türkiye için mevcut koşullar altındaki öneminin Türkiye’yi kurtaracak bir kaynak olmaktan ziyade toplam ihracatımız içerisinde dikkate değer bir kaynak olmaktan öte geçmeyeceğini vurgulamak içindir.

Borun kullanım alanları ve oranları ile ilgili olarak değişik rakamlar söylenmesine rağmen gerçekten de yoğun olarak sanayiinin birçok alanında kullanılmaktadır. Ancak kullanım oranı hakkında bir fikir vermesi bakımından dünya’da ne kadar üretim yapıldığı ve toplam ticaret hacminin ne olduğuna göz atmanın faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Değişik kaynaklarda farklı rakamlar ifade edilse de ortak ve de genelde birleşilen rakam;B2O3 olarak :1,5 Milyon ton / yılDeğer olarak: 1.2 Milyar Dolar / yıl civarındadır. Bor nedir nerelerde kullanılır?Bor madeni dünyadaki 109 elementten biridir.Bu nedenle hemen yakın çevremizde yer alan toprakta, suda, bitkilerde ve diğer canlılarda Bor’a rastlamak mümkündür. Fakat Bor kendi başına tabiatta bulunan bir element değildir. Oksijen ve diğer elementlerle birlikte tuz halinde bulunur (B2O3 olarak).Zaten genel bir tanımıyla endüstrinin ya da sanayiinin tuzu olarak adlandırılmaktadır.

Tarihte Bor özellikle seramik ya da toprak kaplar yapımında yaygın olarak kullanılmıştır.Bor için sanayiinin tuzu tanımı da kullanılmaktadır.Gerçekten de kullanıldığı tüm alanlarda ya da endüstrilerde değişik oranlarda bor kullanılmaktadır.Bu oranların ne olduğu konusunda çok değişik rakamlar mevcutsa da kullanım alanlarının büyük kısmında Bor ya da Bor türevi ürünler genelde düşük oranlarda kullanılmaktadır. Zaten aksi olsaydı yukarda verilen toplam üretim miktarı daha da fazla olurdu.Bor genel olarak aşağıda belirtilen alanlarda ve oranlarda kullanılmaktadır.


BORUN KULLANIM ALANLARI

KULLANIM ALANI

KULLANILAN MİKTAR

Yalıtım, Fiberglass

168

97

37

302

20

Deterjan

21

242

17

280

19

Borosilikat Cam

51

55

73

179

12

Seramik

13

69

80

162

11

Fiberglass tekstil

67

7

87

161

11

Tarım

17

14

27

58

4

Diğer

84

208

77

369

24

TOPLAM

421

692

398

1.511

100

Yukarıda genel olarak verilen kullanım alanlarına baktığımızda gelişmiş ülkelerin Bor tüketiminin oldukça fazla olduğu görülmektedir. Yukarıdaki tabloda Türkiye Batı Avrupa içinde değerlendirilmiştir. Ancak bu miktarlar içinde Türkiye’nin tüketim miktarı dünya üretiminin %1-2’si civarındadır. Bu da Türkiye’nin dünya çapında Bor üreticisi olmasına rağmen, Bor’a dayalı ya da bor kullanan endüstrilerde tamamen dışa bağımlı olduğunun bir işareti olarak değerlendirilmektedir.Daha sonraki bölümlerde açıklanacağı gibi Türkiye’nin Bor konusunda sadece Boru kullanmakta değil, Bor türevi ya da Bordan elde edilecek diğer türevlerin ya da rafine Bor üretiminde de diğer ülkelerle karşılaştırıldığında istenen düzeyde olmadığı görülecektir.

Endüstride kullanımı
Bor Aliminyum ile aynı grupta olmasına rağmen metal olmayan (non-metal) elementlerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini taşıyan Karbon ve Silikon özelliklerini göstermektedir.Ancak Bor, Karbon gibi iletkenlik özelliği de taşımaktadır. Bu yüzden Bor element olarak yarı metalik element sınıfında kabul edilir. Endüstride oynadığı rol gerçekten dikkate değer ölçüdedir.Mıknatıslarda,ABD manyetik tren ile ulaşım teknolojilerinde iletken ve manyetik teçhizatın yapımında zımpara kağıt ve taşlarında Bor kullanılmaktadır.Ulaştırma sektöründe;Antifrizlerde,motor yağlarında,fren sıvılarında,araçlarda,uçaklarda hidrolik sıvılarında,Halojen aydınlatmada mesela 32 millik Fransa ve Ingiltere arasındaki tünel bu sistemle aydınlatılmıştır.Yüksek teknolojide;kapasitör,transistör,yarı iletkenlerin üretiminde ve mikroelektronik teknolojilerde, ekonomiye geri dönüştürülen kağıtlarda kaliteyi ve parlaklığı artırmada,Fiber Optik kablo imalatında,lazer yazıcıların tonerlerinde, Kamera ve fotoğrafçılıkta,Nükleer enerji kullanımında koruma ve temizlemede ve nükleer artıkların korunmasında, bu konuda ABD’de yapılan çalışmalarda 2009 yılından itibaren ABD Enerji Bakanlığı kullanılmış nükleer yakıtların Bor içeren camlarla kaplı paslanmaz çelik kaplar içinde Yucca Mountain’de saklamayı planlamaktadır,Eski bina ve gemilerin onarımında,Mikroskop ve teleskoplarda kullanılan cam tüplerde,Tıpta kanser tedavisinde ve ilaç sanayiinde,Dezenfekte edicilerde, Antseptiklerde,Lens sıvılarında,parfüm imalatında,kemik gelişiminde,Zırhlı plakalar,seramik plaka imalatında,Kompozit fiberglass üretiminde,Endüstride kullanımı ile ilgili olarak Bor yaygın olarak kullanılmasına rağmen sayılan kullanım alanlarının birçoğunda sınırlı miktarlarda kullanılmaktadır. Örneğin fiber cam tekstil alanında, ( bu ürünler uzay ve havacılık sektörü ile askeri alanda ve sanayiinin diğer birçok alanlarında kullanılmaktadır) üretilen üç tip üründen ikisinde Bor kullanılmasına rağmen diğerinde (Vetrotex R Type glass-fiber) kullanılmamaktadır. Diğerlerinde ise (E ve D type) %5-8 ile % 23’ varan oranlarda kullanılmaktadır.

Tarım alanında kullanımı
Bor’un tarımda kullanımı ile ilgili bilgiler 8 nci yüzyıla kadar dayanmaktadır, ancak insanoğlu bilmeden bitkiler için büyük öneme haiz Boru tarımın yapılmasından bu yana sürekli kullanmışlardır. Bor’un bitkilerdeki önemi bitkilerin iç beslenme koşullarının oluşturulmasında ortaya çıkmaktadır. Çok küçük miktarlardaki Bor bitkilerin çiçeklenmesinin kontrolü, polen üretiminde, yeşermesinde tohum ve meyve gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda bitkilerde yakıt pompası işlevini de yapmaktadır, buna göre bitki üzerindeki yaşlı yapraklardan yeni yetişenlere ve köklere şeker taşımasında rol oynamaktadır. Bor doğal olarak toprakta bulunmasına rağmen bazı bölgelerdeki yoğun yağışlar, coğrafik koşullar ve tarım yöntemlerindeki farklı uygulamalar nedeniyle Bor oranı azalarak bitkilerin ihtiyacı olan ve yukarda belirtilen fonksiyonları yerine getiremeyecek oranlara düşmüş olabilir. Böyle alanlarda kullanılan gübrelerde Bor kullanılması bitkilerin yetişmesinde önemli rol oynamaktadır. Böyle alanlarda kullanılacak Bor miktarı hektar başına 0.2 ila 4 kilogram arasında bir hektar arazi için değişmektedir. Pamuk,mısır,soya fasulyesi gibi bazı bitkilerde daha yüksek oranda Bor’a ihtiyaç bulunmaktadır.

Gıda endüstrisinde kullanımı
Bitkilerde Bor kullanımı konusunda yukarda yapılan açıklamalarda da görüleceği gibi birçok bitki belirli oranlarda Bor içermektedir. Bu bitkilerin tüketimi esnasında da insanlar belirli oranlarda Bor’u kullanmaktadır. Çeşitli çalışmalarda bitkilerden, sudan ve diğer yiyeceklerden 1-3 miligram düzeylerinde Borun insanlar tarafından beslenmesinde kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. Henüz insan sağlığı için Bor’un gerekli olduğu konusunda kesin kanıtlar olmasa da bilim çevrelerinde ve Dünya Sağlık örgütü’nde insan sağlığının devamı için Bor’un gerekli olduğu konusunda genel bir inanış bulunmaktadır. İnsan için gerekli olduğu düşünülen Bor insan hayatında hergün yediğimiz gıdalardan birşekilde alınmaktadır. Veya birçok içecekte kahvede, şarapta birada da bulunmaktadır. İnsanların günlük olarak aşağıda belirtilen miktarlarda Bor tüketmeleri de tıbbi çevreler tarafından tavsiye edilmektedir. Çocuklar için:1.5 Mg, Erkekler için: 2.0 Mg, Kadınlar için: 2.0 Mg, Hamile bayanlar için: 2.5 Mg.

Bazı çevrelerde hafızanın kuvvetlendirilmesinde, algılamanın artırılmasında ve el göz koordinasyonunun sağlanmasında rol oynadığı ifade edilmektedir. Mafsal iltihaplarının tedavisinde debenzer şekilde etkili olduğu konusunda araştırma sonuçlarına ulaşılmıştır.Borun kullanımı ile ilgili olarak daha farklı bir fikir vermesi açısından bir ev içinde gördüğümüz birçok eşya içinde Bor kullanıldığını düşünmemiz yanlış olmaz. Ev içinde kullanılan ağaç eşyaların, plastik ya da fiberglasların korunması bir kısmının imalatı esnasında küflenmeye ya da bazı böcek türlerine karşı koruma,yanmayı geciktirici olarak günlük hayatımızda kullandığımız birçok eşyada Bor bulunmaktadır.Ev içinde seramik cam kaplar, emaye kaplar, dolap içindeki birçok yiyecekte, banyoda birçok sabun ve deterjanlarda, şampuanlarda, yapıştırıcılarda Bor kullanılmaktadır.Bor’un yukarıda belirtilen kullanım alanlarını daha da artırmak mümkündür, ancak bu kadar çok kullanım alanına rağmen tüketimin çok olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü kullanıldığı alanlardaki kullanım miktarı oldukça azdır. ABD’de üretilen toplam Bor ürünlerinin iç piyasada tüketilen miktarı 360.000 Ton civarındadır. Kullanım
alanlarına göre bir fikir vermesi bakımından ABD’de 2000 yılına ait tüketim miktarları aşağıda verilmiştir.


Sanayiide bazı alanlarda ham Bor kullanılırken bazen de rafine Bor kullanılmaktadır.Bazı uygulamalarda da her ikisi de birlikte kullanılmaktadır.Bu durumda ucuz olan tercih edilmekte ve rafine Bor yerine ham Bor tercih edilmektedir.Ancak bu uygulama daha çok Türkiye’nin aleyhine işlemekte ve bu nedenle de daha sonraki bölümlerde açıklanacağı gibi Ülkemizden ham Bor ihracatı tercih edilmekte ve diğer ürünlerin ülkemizde üretilerek daha fazla katma değer yaratılması engellenmektedir.Dünyadaki önemli Bor yatakları ülkemizde,ABD’de ve Rusya’da bulıunmaktadır.Bor rezervleri ile yapılan çalışmalarda tespit edilen değerlere göre toplam rezervin yaklaşık %63’ü ülkemizde,%10.3’ü ABD’de, %13.7’si Rusya’da,diğer rezervler ise Çin,Şili,Bolivya,Peru,Arjantin,Sırbistan ve İran’da bulunmaktadır.Türkiye’nin toplam Bor üretimindeki yerini değerlendirmek maksadıyla söz konusu ülkelerin üretim miktarlarına ilişkin tablo aşağıda verilmiştir.

DÜNYA BOR ÜRETİM TABLOSU (ton)

Tabloda yazılan değerleri incelediğimizde ortaya çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir.2000 yılı için toplam ham Bor üretimi 4.220.000 tondur.Buna göre 1.500.000 ton ile Türkiye en fazla üretim yapan ülke konumundadır ve toplam üretimin %33’ne karşılık gelmektedir.ABD’nin %25,Rusya’nın ise %23 oranlarında üretim yaptığı bilinmektedir.Üretim miktarındaki B2O3 oranı bakımından değerlendirdiğimizde ise ABD 555.000 ton,Türkiye ise 465.000 ton üretim yapmaktadır.Bunun oransal değerleri ise dünya toplam Bor üretiminin ABD için %37,Türkiye için ise %31 rakamlarına karşılık gelmektedir. Bu rakamların parasal değer olarak karşılıklarına baktığımızda ise ABD toplam Bor ticaretinden 557.000 Milyon Dolar Türkiye ise 240.000 Milyon Dolar gelir elde etmiştir.Bu rakamları bir tablo içerisine yerleştirip,ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda:

KULLANILDIĞI YER

MİKTAR (Ton)

Tarım

13.900

Borsilikat cam

24.400

Emaye,Cam ham maddesi, pencere camı

13.800

Nukleer Uygulamalar

454

Sabun Deterjan

23.600

Yurt dışına satışlar

30.900

Tekstil fiber

64.500

TOPLAM

360.000

ÜLKE

1996

1997

1998

1999

2000

ARJANTİN

342

423

350

360

360

BOLİVYA

9

12

7

7

7

ŞİLİ

149

171

280

200

200

ÇİN

157

136

137

110

105

ALMANYA

2

1

1

1

1

İRAN

1

6

2



>Coğrafta ders notları

>COĞRAFYANIN TANIMI VE KONUSU YARDIMCI BİLİMLERİ

Tanımı : Coğrafya, geo(Yer ) ile graphein ( tasvir etmek ) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Coğrafyanın konusu yeryüzüdür. Coğrafyanın konusu içerisine yaşam içerisinde var olan bir çok şey girmektedir. Örneğin çevreyi oluşturan taşküre(litosfer),suküre(hidrosfer),havaküre(atmosfer) ve canlılar küresi ( biyosfer ) coğrafyanın araştırması kapsamına girmektedir.

Coğrafya insanın yaşadığı doğal çevre ile ilişkilerini konu edinen bir bilimdir.Coğrafyanın tanımı yapılırken en çok yapılan hatalardan biri de coğrafyayı sadece bir dağın yüksekliğini bilmek yada bir akarsuyun kaç km olduğunu bilmek sanmaktır. Biraz önce yapılan açıklamadan da anlaşılacağına göre doğal ortam ve bu doğal ortamın etkileri önemlidir. Bir coğrafyacı dağların yüksekliğini tam olarak bilmeyebilir ama o dağın tarım,ulaşım,turizm ve nüfuslanma üzerindeki etkilerini çok bilir.

Coğrafya Biliminin İlkeleri : Her bilim dalının olduğu gibi coğrafyanın da kendine özgü metot ve ilkeleri bulunmaktadır. Coğrafya bir olayı incelerken şu ilkelerden yararlanmaktadır. Bu ilkeler şunlardır ;

1. Nedensellik İlkesi : Coğrafi olayların araştırılması sırasında olayların nedenleri sorulmakta ve bunlara yanıtlar aranmaktadır. Örneğin Yağmur nasıl yağmaktadır ? , Depreme neden olan faktörler nelerdir ?

2. Dağılış İlkesi : Coğrafi olayların yeryüzündeki dağılımı incelenmektedir. Coğrafyacı bir olayın sadece nedenini araştırmakla kalmaz bu olayın yeryüzü genelinde dağılımını da incelemektedir. Yukarıda sorulan soruları coğrafyacı şöyle devam eder ; Yağmurun ülkemizdeki coğrafi dağılımı nasıldır ? Türkiye’de depremler hangi sahalarda daha fazladır ? :D ağılış ilkesi sadece coğrafya ya haz bir özelliktir.

3. Karşılıklı İlgi İlkesi: Coğrafi olayların birbirleri ile olan bağlantıları da incelenmektedir. Örneğin Yağışın basınçla , sıcaklığın Güneş ışınlarının düşme açısı ile olan ilişkisi ya da Dağlık ve engebelik alanların nüfus ve yerleşme üzerindeki etkileri de incelenmektedir.

Coğrafya Biliminin Yararlandığı Diğer Bilim Dalları :

1. Astronomi : Uzay bilimi

2. Jeoloji : Yer Bilimi

3. Jeofizik : Dünyanın iç yapısının inceleyen bilim dalı

4. Hidroloji : Sular bilimi

5. Meteoroloji: Atmosfer olaylarını inceleyen bilim dalı

6. Kartografya :Harita bilimi

7. Zooloji : Hayvan bilimi

8. Botanik : Bitki bilimi

9. Antropoloji : İnsan bilimi

10.Etnoloji : İnsan ırklarını inceleyen bilim dalı

11.Sosyoloji : Toplum inceleyen bilim dalı

12.Demografi : Nüfus bilimi

COĞRAFYANIN BÖLÜMLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Coğrafya incelemiş olduğu konuları göre iki bölüme ayrılmaktadır :

1. Genel Coğrafya

A. Fiziki Coğrafya

a) Jeomorfoloji

b) Klimatoloji

c) Biyocoğrafya

d) Hidrografya

B. Beşeri Coğrafya

C. Ekonomik Coğrafya

2. Yerel Coğrafya

A) Bölge Coğrafyası

B) Ülke Coğrafyası

C) Kıta coğrafyası

1. GENEL COĞRAFYA : Fiziki beşeri ve ekonomik olayların yeryüzünün tamamında ayrı ayrı ele almaktadır. Olayların meydana geliş nedenleri ve dağılışları incelenmektedir. Gözlem ve karşılaştırma yapılarak olaylar bir sınıflandırmaya çalışmaktadır. Genel coğrafya incelemiş olduğu konular bakımından üç bölüme ayrılmaktadır.

A) Fiziki Coğrafya : Yüzey şekilleri başta olmak üzere okyanuslar denizler göller ve akarsular gibi su küreyi oluşturan unsurlar da inceleme alanına girmektedir. Fiziki coğrafya denizlince yeryüzünün dış görünümü aklımıza gelmelidir.

Jeomorfoloji ( Yüzey şekilleri bilimi ) : Yeryüzü şekillerinin oluşumlarını araştırır. bunları sınıflandırır. Örneğin Depremlerin meydana gelmesi . akarsuların oluşturmuş olduğu şekiller , buzul ve rüzgarların meydana getirdiği yer şekilleri jeomorfolojinin inceleme alanına girmektedir.

Klimatoloji( İklim Bilgisi ): Yeryüzündeki iklim tiplerini ve bu iklim tiplerinin coğrafi dağılımını incelemektedir. Örnek vermek gerekirse Tropikal iklimi meydana getiren şartlar ve bu iklimin görüldüğü yerler klimatoloji biliminin kapsamı alanına girmektedir.

Biyocoğrafya( Canlılar coğrafyası ) : İnsan hariç yeryüzündeki diğer canlıların ( hayvan ve bitki ) coğrafi dağılışını ve bu bu dağılışı etkileyen fiziki şartları incelemektedir. Örneğin küçük baş hayvanların dağılım alanları ve bu dağılımda etkili olan iklim koşulları ve yer şekillerinin etkisi biyocoğrafyanın konusudur.

Hidrografya ( sular coğrafyası ) : Denizler , göller, akarsular ile yeraltı sularının özelliklerini inceler dağılışlarını açıklar .

B) Beşeri Coğrafya : Yeryüzündeki insan topluluklarının doğal ortamla olan ilişkilerini incelemektedir.

İnsanlara ait tüm özellikler beşeri coğrafyanın konusu içerisinde yer almaktadır. Örneğin İnsanların sayısı , yıldan yıla değişimi bu değişimde etkili olan faktörler , İnsanların yaş cinsiyet , medeni durum, çalışma koşulları , eğitim seviyesi gibi özellikleri beşeri coğrafyanın kapsamı içerisinde yer almaktadır .

C) Ekonomik Coğrafya : İnsanların yapmış olduğu faaliyetler ekonomik coğrafyanın kapsamı içerisinde yer almaktadır. Tarımı etkileyen şartlar , tarım ürünlerinin yetişme şartları , tarım ürünlerinin coğrafi dağılışı yine aynı sanayi , ulaşım, ticaret ve turizmi etkileyen olaylar da ekonomik coğrafyanın kapsamı içerisinde yer almaktadır.

2. YEREL COĞRAFYA : Genel coğrafyanın incelemiş olduğu tüm konular yerel coğrafyanın konuları arasında yer almaktadır. Ancak yerel coğrafya olayları incelerken bir sınır belirtmektedir ve olayları daha dar bir çerçeve de incelemektedir. Örneğin rüzgar oluşumuna neden olan faktörler genel coğrafyanın klimatoloji biliminin kapsamı içerisindedir. Ancak Türkiye’de etkili olan rüzgarlar yerel rüzgarlar yerel coğrafyanın konusuna girer.

COĞRAFİ KONUM, ÖZEL KONUM, MATEMATİK KONUM

COĞRAFİ KONUM

Herhangi bir yerin Dünya üzerinde bulunduğu alana coğrafi konum denir.

ngi bir yerin Dünya üzerinde bulunduğu alana coğrafi konum denir.

ÖZEL KONUM

Herhangi bir yeri diğer yerlerden ayıran, sahip olduğu kendine has özelliklerin tümüne özel konum denir. Özel konum, insanları, çevreyi, ülkelerin ekonomik ve politik durumunu çok yönlü etkiler. Dünya üzerinde, özel konum etkisine şu örnekler verilebilir:

Norveç, Japonya, İngiltere, İzlanda gibi deniz ve okyanuslara komşu ülkeler balıkçılıkta ileri gitmişlerdir.

Kuzeybatı Avrupa kıyıları, yüksek enlemlerde bulunmasına rağmen, Gulf – Stream sıcak su akıntısının etkisiyle ılıman bir iklime sahip olmuştur.

Orta Asya ve Orta Avrupa denizlere uzak olduğu için karasal bir iklime sahip olmuştur.

Kanarya, Havai, Kıbrıs, vb. adalar, deniz ve hava yollarının gelişmesiyle ikmal ve uğrak yeri haline gelmişlerdir. Buna bağlı olarak bu adaların önemi artmıştır.

Türkiye’nin Özel Konumu ve Sonuçları

Türkiye, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur.

Farklı kültürlerin kurulduğu, Dünya’nın en eski kültür hazinelerine sahiptir.

Dünya’da en fazla petrol çıkaran ülkelere komşudur.

Üç tarafı denizlerle çevrilidir ve yeryüzü şekilleri çeşitlidir.

Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazlarına sahiptir.

Türkiye’nin ortalama yükseltisi fazladır. (Yaklaşık 1132 m)

Yükselti batıdan doğuya doğru gidildikçe artmaktadır.

Zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir.

MATEMATİK KONUM

Herhangi bir yerin, Dünya üzerinde bulunduğu alanın, enlem ve boylam dereceleriyle belirtilmesine matematik konum denir.

TÜRKİYE’NİN MATEMATİK KONUMU VE SONUÇLARI

Türkiye, 36° – 42° Kuzey paralelleri ile 26° 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye Ekvator’un kuzeyinde ve Greenwich’in doğusunda bulunan bir ülkedir. Türkiye’nin matematik konumunun sonuçları şöylece sıralanabilir:

Doğu – batı istikametinde 76 dakika yerel saat farkı bulunur.

Aynı anda tek ortak saat kullanılır. Çünkü doğu – batı yönünde fazla geniş değildir.

Güneş ışınları hiçbir zaman dik açıyla gelmez.

İki meridyen arası uzaklık yaklaşık olarak 85 – 86 km dir.

Orta kuşakta yer alır.

Mevsimler belirgin olarak görülür.

Kışın cephesel yağışlar fazladır.

Güneyden kuzeye gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısı küçülür.

Güneyden kuzeye gidildikçe cisimlerin gölge boyu uzar.

Güneyden kuzeye gidildikçe gece – gündüz süreleri arasındaki fark artar.

Kuzeyden esen rüzgârlar sıcaklığı düşürürken, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı yükseltir.

Dağların güney yamaçları daha sıcaktır. Buna bağlı olarak güney yamaçlarda yerleşmeler fazladır.

Bir cismin öğle vakti gölgesi daima kuzeydedir

PARALEL VE MERİDYENLERİN ÖZELLİKLERİ

PARALEL (ENLEM)

Ekvator’a paralel olarak çizildiği varsayılan hayali çemberlere paralel denir.

Paralel çemberlerinin, Başlangıç paraleline (Ekvator) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise enlem denir.

Enlem ve paralel birbirlerinin yerine kullanılırlar.

Paralellerin Özellikleri

1. Ekvator’un 90 kuzeyinde, 90 da güneyinde olmak üzere, toplam 180 paralel bulunur.
2. Başlangıç paraleli Ekvator’dur.
3. En büyük paralel dairesi Ekvator’dur.
4. Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe paralellerin boyları kısalır. Buna karşılık paralel numaraları büyür.
5. İki paralel arası uzaklığa bir enlem derecesi denir. Matematik konumu daha ayrıntılı olarak belirleyebilmek için, her paralel dairesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.
6. 90° paralelleri nokta halindedir.
7. Paraleller birbirleriyle kesişmezler, birleşmezler.
8. Paraleller doğu – batı doğrultusunda uzanırlar.
9. Ekvator ile dönenceler arasında kalan enlemlere alçak enlemler, dönenceler ile kutup daireleri arasında kalan enlemlere orta enlemler, kutup daireleri ile kutup noktaları arasında kalan enlemlere de yüksek enlemler denir.
10. Ardışık iki paralel arası uzaklık yaklaşık olarak 111 km dir. Bu uzaklıktan yararlanarak kuzey güney doğrultusunda ve aynı meridyen üzerinde bulunan iki nokta arasındaki uzunluk hesaplanabilir.

Paraleller arası uzunluk işlemlerinde şu yol takip edilir:

Aralarında uzaklığı sorulan noktalar arasındaki enlem farkı bulunur. İstenilen merkezlerin her ikisi de aynı yarım kürede ise, numarası büyük paralelden küçük paralel çıkarılır. Farklı yarım küredeler ise paraleller toplanır.
Bulunan paralel farkı sabit uzaklık olan 111 ile çarpılır.

Enlemin Etkileri

Enlem; iklimi, güneş ışınlarının düşme açısını, sıcaklık dağılışını, denizlerin tuzluluk oranlarını, gece ile gündüz arasındaki zaman farkını, kalıcı kar sınırı yükseltisini, yerleşme ve tarım faaliyetlerinin sınırını, bitki örtüsü çeşitliliğini, toprak çeşidini, akarsu rejimlerini, tarım ürünleri çeşitliliğini, yerleşme biçimini, hayvanların dağılışını, vs. etkiler.

MERİDYEN (BOYLAM)

Bir kutuptan diğer kutba ulaşan, paralelleri dik açıyla kesen hayali yarım çemberlere meridyen denir.

Meridyenlerin, Başlangıç meridyenine (Greenwich) olan uzaklığının açı cinsinden değerine ise boylam denir.

Meridyen ve boylam birbirlerinin yerine kullanılırlar

Meridyenlerin Özellikleri

1. Başlangıç meridyeninin 180 doğusunda, 180 de batısında olmak üzere, toplam 360 meridyen vardır.
2. Başlangıç meridyeni İngiltere’nin başkentindeki Greenwich istasyonundan geçen meridyendir.
3. İki meridyen arası uzaklığa bir boylam derecesi denir. Koordinatlarla bir yeri daha iyi belirleyebilmek için, her meridyen derecesi 60 dakikaya, her dakika 60 saniyeye bölünmüştür.
4. Ekvator üzerinde iki meridyen arası uzaklık 111 km dir. Kutuplara doğru gidildikçe bu uzaklık azalır. Türkiye üzerinde ise iki meridyen arası uzaklık, yaklaşık olarak 85 – 86 km dir.
5. Bütün meridyenlerin boyları birbirine eşittir.
6. Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların (Güneş karşısından aynı anda geçtiklerinden) yerel saatleri aynıdır.
7. Meridyen dereceleri Greenwich’ten doğuya ve batıya gidildikçe büyür.
8. Meridyenler kuzey – güney doğrultusunda uzanır.
9. Bütün meridyenler kutuplarda birleşirler.
10. Meridyenler bir paralel boyunca birbirlerinden eşit uzaklıkta bulunurlar.
11. Ardışık iki meridyen arasındaki yerel saat farkı 4 dakikadır.

Boylamın Etkileri

Boylamın Dünya üzerindeki en belirgin etkisi, yerel saat farklarını oluşturmaktır.

YEREL SAAT HESAPLAMALARI,ORTAK SAAT,SAAT DİLİMLERİ

YEREL SAAT:

Herhangi bir yerde, Güneş’in en tepede olduğu ana ya da gölge boyunun en kısa olduğu ana öğle vakti denir. Öğle vakti gün ortasıdır ve saat 12.00 olarak kabul edilir. Buna göre ayarlanan saat dilimine yerel saat denir.

Yerel saat farkları, meridyenlerden faydalanılarak hesaplanabilir.

Yerel saat hesaplarını yapabilmek için şunları öğrenmek de fayda vardır:

Aynı meridyen üzerinde bulunan bütün noktaların öğle vakitleri aynı anda olur ve yerel saatleri birbirine eşittir.

Aynı meridyen üzerinde bulunan noktaların yerel saatleri birbirine eşit olmasına rağmen (21 Mart ve 23 Eylül tarihleri hariç) Güneş’in doğma ve batma saatleri farklıdır. Bunun nedeni, Dünya ekseninin 23° 27′ eğik olmasıdır.

ORTAK SAAT (ULUSAL SAAT):

Çalışma hayatında, yerel saatlerin hepsini kullanmak mümkün değildir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması, haberleşme ve ulaşım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için, yerel saatten farklı olarak, ortak saat ya da ulusal saat uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle her ülkenin, kendisine en uygun meridyenin yerel saatini bütün ülke sınırlarında geçerli hale getirmesiyle oluşan saate ortak saat adı verilmektedir.

Doğu – batı doğrultusunda geniş olan ülkeler (A.B.D, Kanada, Çin, vb.) aynı anda birden çok ortak saat kullanırlar. Ancak doğu – batı yönünde dar olan ülkeler (Türkiye, İtalya, Bulgaristan, İspanya, vb.) ise aynı anda tek ortak saat kullanırlar.

Türkiye’de, 1978 yılına kadar, 2. saat diliminde yer alan 30° Doğu meridyeninin yerel saati ortak saat olarak kullanılmıştır. 1978 yılından sonra, güneş ışınlarından daha fazla yararlanarak enerji tasarrufu sağlamak amacıyla, ileri ve geri saat uygulamasına geçilmiştir.

Şöyle ki;

• Yaz döneminde 3. saat dilimine giren 45° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak ileri saat uygulamasına geçilmiştir.

• Kış döneminde ise 2. saat dilimine giren 30° Doğu meridyeninin yerel saati esas alınarak

SAAT DİLİMLERİ (ULUSLARARASI SAAT)

Bilim ve tekniğin hızla gelişmesiyle ülkeler arası ekonomik ve siyasi ilişkilerin artması, buna bağlı olarak iletişimin hızlı olması uluslararası saatin doğmasına yol açmıştır. Bu sebeple saat dilimleri oluşturulmuştur. Dünya üzerinde 24 saat dilimi vardır.

Saat dilimi hesaplamalarında yaz ayları (temmuz ,ağustos,haziran)ibaresi geçiyor ise Türkiye için 3 doğu saat dilimi(45 doğu Meridyeni)böyle bir ifade geçmiyor ise 2 doğu saat dilimi (30 doğu meridyeni)kullanılır.Her saat dilimi arası 15 meridyen vardır ve dolayısıyla 4X15 :60 dk saat dilimleri arası zaman farkı vardır….
TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ, ZAMAN PROBLEMLERİ

TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ

Dünya’nın doğu ve batı yarım kürelerinin uç noktaları arasında bir günlük zaman farkı vardır. Bu nedenle, Başlangıç meridyeninin devamı olan 180° meridyeni, tarih değiştirme çizgisi olarak kabul edilmiştir.

• 180° boylamının batısına doğru gidildiğinde, Doğu Yarım Küre’ye geçildiği için, tarih 1 gün ileridir.

• 180° boylamının doğusuna doğru gidildiğinde, Batı Yarım Küre’ye geçildiği için, tarih 1 gün geridir.

ZAMAN PROBLEMLERİ

1. Yerel saat problemleri

Yerel saat problemlerinde şu yol takip edilir:

a. İstenilen merkezlerin her ikisi de Greenwich’in batısında ya da doğusunda ise, boylam numarası büyük olandan küçük olan çıkarılır. İstenilen merkezlerden birisi Greenwich’in doğusunda diğeri batısında ise boylamlar toplanır.

Buna göre;

– Boylam farkı bulunur.

– Bulunan boylam farkı sabit zaman farkı olan 4 ile çarpılarak yerel saat farkı hesaplanır.

b. Dünya batıdan doğuya doğru döner. Bu nedenle, doğuda yerel saat batıya göre daima ileridir. Batıda ise yerel saat doğuya göre daima geridir.

Buna göre;

– Batıdaki bir noktanın yerel saati verilecek, doğudaki bir noktanın yerel saati sorulacak olursa, doğuda yerel saat daima ileri olacağından aradaki yerel saat farkı toplanır.

– Buna karşılık, doğudaki bir noktanın yerel saati verilir, batıdaki bir noktanın yerel saati sorulursa, batı daima geri kalacağından aradaki yerel saat farkı çıkarılır.

2. Güneş Problemleri:

Güneş’in doğma ve batma saati ile ilgili problemlerde şu yol takip edilir:

a. Yerel saat problemlerinde anlatıldığı gibi iki nokta arasındaki yerel saat farkı bulunur.

b. Dünya, batıdan doğuya doğru döndüğü için, doğuda Güneş batıya göre daima erken doğar, batar. Batıda ise Güneş, doğuya göre daima geç doğar, batar.

Buna göre;

– Batıdaki bir noktada Güneş’in doğma saati verilir, doğudaki bir noktada Güneş’in doğma saati sorulursa, doğuda Güneş erken doğacağından aradaki yerel saat farkı çıkarılır.

– Eğer tersi sorulursa, batıda Güneş geç doğacağından aradaki yerel saat farkı toplanır
GÜNEŞ SİSTEMİ ,DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI

Dünyamız Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldız sistemlerinden güneş sisteminde yer alır.

DÜNYAMIZ VE EVREN

Evren: İçinde milyarlarca gökcisminin bulundu-ğu sonsuzluk ve onun içindeki varlıklar bütünü-dür. Evren içerisindeki cisimlerin başlıcaları şunlardır.

Yıldız: Sahip oldukları enerji ile çevresine ısı ve ışık veren gök cisimleridir. Güneş bir yıldızdır.

Gezegen: Bağlı olduğu yıldız ve kendi ekseni etrafında dönen, ısı ve ışık saçmayıp bağlı olduğu yıldızdan aldıkları ışıkları yansıtan gök cisimleridir. Dünya, Merkür.

Uydu: Gezegenlerden küçük onların çevresinde dönen gökcisimleridir. Ay.

Nebula: Evrendeki kızgın gaz ve toz bulutlarıdır. Andromeda.

Meteor: Atmosfere girince ateş külçesi duru-muna dönüşen Evrendeki başıboş dolaşan kayaçlardır.

Galaksi: Birden fazla yıldız sisteminin oluştur-duğu büyük sistemlerdir. Güneş sisteminin yer aldığı Samanyolu Galaksisi.

Yıldız Sistemi: Bir yıldız ve onun çekim gücünün etkisi altındaki gezegenler ve diğer gökci-simlerinden oluşan sistemlerdir. Güneş sistemi.

Güneş Sistemi: Güneş’in çekim gücü etki-sindeki 9 gezegen, uyduları ve diğer gökcisim-lerinin oluşturduğu bir sistemdir. Güneş sisteminde yer alan gezegenlerin uzaklık ve büyüklük sıralanışı şöyledir.

DÜNYA’ NIN ŞEKLİ VE BOYUTLARI

Dünya’ nın şekli tam bir küre olmayıp kutuplar-dan biraz basık, Ekvator bölgesinde ise daha şişkin küreye yakın bir şekildir. Dünya’ nın bu özel şekline GEOİD denir.

Dünya ile ilgili tespit edilmiş başlıca boyut bilgileri şunlardır:

Ekvator çevresi 40.076 km

Kutuplar çevresi 40.009 km

Ekvator yarı çapı 6.377 km

Kutup yarıçapı 6.356 km

Basıklık oranı 1/297

Yüzölçümü 510 milyon km2

Hacmi 1.083.320.000 km3

DÜNYA’NIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI

1. Ekvator’dan kutuplara gidildikçe yerçekimi artar.
2. Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara gidildikçe daralır.

3. Paralellerin boyları kutuplara gidildikçe küçülür.

4. Meridyenlerin arası kutuplara gidildikçe daralır.

5. Yeryüzünden yükseldikçe görülen alan genişler.

6. Dünya’ nın dönüş hızı Ekvator’dan kutup-lara doğru gidildikçe azalır. (Ekvator’da 1670 km/saat Kutuplarda O km/saat)

7. Kuzey kutbundan güneye gidildikçe Kutup Yıldızının görünüm açısı küçülür.

8. Doğuya gidildikçe Güneş daha erken batar.

9. Dünya’nın bir yarısında gece diğer yarısında gündüz yaşanır.

10. Ay tutulmasında Dünya’nın gölgesi Ay üzerine daire biçiminde düşer.

11. Ekvator’dan kutuplara doğru sıcaklık azalır.

12. Ekvator çemberi, meridyenlerden ve para-lellerden daha uzun olur.

DÜNYANIN GEOİT ŞEKLİNE BAĞLI SONUÇLAR:

Dünya’nın geoid şekli nedeniyle, yerçekimi Ekvator’dan kutuplara doğru artar
Dünya, geoid değil de küre şeklinde olsaydı, yerçekimi Dünya’nın her yerinde aynı olurdu.
Dünya’nın geoid şekli nedeniyle Ekvator diğer paralellerden ve meridyenlerden daha uzundur. Dünya küre şeklinde olsaydı, Ekvator çevresi (kutupları çevreleyen iki meridyenin uzunluğu) birbirine eşit olurdu.

Ekvator çevresi =40.077 km

Kutuplar çevresi=40.009 km

EKVATOR, DÖNENCELER, KUTUP DAİRELERİ, KUTUP NOKTALARI, TERMİK BASINÇ KUŞAKLARI

EKVATORUN ÖZELLİKLERİ

En uzun paraleldir.
Güneşin önünden en hızlı geçen noktaların oluşturduğu paraleldir.
Dünya’nın eksen çevresindeki dönüş hızı Ekvator’da yaklaşık 1670 km/saat’tir.
Güneş ışınlarını 21 Mart ve 23 Eylül’de dik açıyla alır.
Yıl boyunca sıcak olduğundan termik alçak basınç kuşağıdır.
Yükseltici hava hareketleri görüldüğü için bol yağış alır.
Gece ve gündüz süreleri yıl boyunca birbirine eşit ve 12′şer saattir.

DÖNENCELERİN ÖZELLİKLERİ

Yerleri, yer ekseninin eğikliğine bağlı olarak belirlenen Dönenceler, 23 27′ Kuzey ve Güney paralelleridir.
Kuzey Yarım Küre’dekine Yengeç Dönencesi, Güney Yarım Küre’dekine Oğlak dönencesi denir.
Orta kuşak ile Tropikal kuşağı birbirinden ayırırlar.
Güneş ışınlarının düz zeminlere dik geldiği en son noktalardır.
Yengeç Dönencesi 21 Haziran’da, Oğlak Dönencesi 21 Aralık’ta Güneş ışınlarını dik açı ile alır.

KUTUP NOKTALARININ ÖZELLİKLERİ

90. Kuzey ve Güney paralelleridir.
Güneş ışınlarının düz zeminlere en dar açıyla geldiği yerlerdir.
Sürekli soğuk olduğundan kutuplar ve çevresinde yıl boyunca termik yüksek basınç kuşakları oluşur.
Aydınlanma çemberinin 21 mart ve 23 Eylül’de teğet geçtiği yerlerdir.
Bir yıl içinde 6 ay sürekli gündüz, 6 ay sürekli gece yaşanır.
Çizgisel hızın sıfır, yerçekiminin en fazla olduğu yerlerdir.

KUTUP DAİRELERİNİN ÖZELLİKLERİ

Yerleri, yer ekseninin eğikliğine bağlı olarak belirlenen Kutup Daireleri, 6633′ Kuzey ve Güney paralelleridir.
Kutup kuşağı ile Orta kuşağı birbirinden ayırırlar.
Aydınlanma çemberinin yıl içinde yer değiştirdiği ve 21 Haziran ile 21 Aralık’ta teğet geçtiği paralellerdir.
21 Haziran’da Kuzey Kutup Dairesi’nde, 21 Aralık’ta Güney Kutup Dairesi’nde 24 saat gündüz yaşanır.

TERMİK BASINÇ KUŞAKLARI

Dünya’nın küreselliği nedeniyle ısınma ve soğumaya bağlı oluşan basınçlara termik basınç denir. Güneş ışınlarını, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla alan Ekvator fazla ısınır. Isınan hava genleşerek yükselir ve basınç düşer.
Kutuplar, ışınları dar açı ile aldığından her zaman soğuktur.Soğuk hava ağır olduğu için yere çöker ve basınç yükselir.
Dünya’nın küreselliği nedeniyle, Kutup Yıldızı’nın görünüm açısı Kuzey Kutbu’ndan Ekvator’a doğru daralır. Bu nedenle 60. Kuzey paralelinde 60° açı ile görülen Kutup Yıldızı Güney Kutbu’nda görülmez.
Dünya’nın küreselliği nedeniyle hep aynı yönde hareketle başlangıç noktasına ulaşılır. 1519 yılında Macellan tarafından, hep batıya gidilerek çıkış noktasına varılabileceği düşüncesi ile İspanya’nın Cadiz Körfezi’ndeki Sancular Limanı’nda başlatılan ve aynı limanda 1522 yılında son bulan Dünya seyahati ile bu sonuca ulaşılmıştır.
DÜNYA’NIN HAREKETLERİ

Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafında Dönmesi (Günlük Hareket)

Dünya kendi ekseni etrafındaki dönüşünü, batıdan doğuya doğru 24 saatte tamamlar. Buna 1 gün denir.

Dünya, kendi ekseni etrafında atmosfer ile birlikte döndüğü için bu dönüş hissedilmez. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hızı en fazla Ekvator üzerindedir. Bu hız saatte 1670 km.dir.

Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları:

Gece ve gündüz birbirini takip eder.

Güneş ışınlarının günlük geliş açıları değişir.

Günlük sıcaklık farkları meydana gelir.

Bunun sonucunda;

– Fiziksel çözülme oluşur.

– Günlük basınç farkları oluşur.

– Meltem rüzgârları oluşur.

Merkez kaç kuvveti meydana gelir.

Bunun sonucunda;

– Sürekli rüzgârların (Alize, Batı, Kutup) yönlerinde sapmalar meydana gelir.

– Okyanus akıntıları (Gulf – stream, Labrador, vs.) halkalar oluşturur ve yönlerinde sapmalar olur.

Yerel saat farkları meydana gelir.

Cisimlerin gün içindeki gölge uzunlukları değişir.

Güneş doğuda erken doğar, batar ve batıda geç doğar, batar.

Dinamik basınç kuşakları meydana gelir.

DÜNYANIN HIZI :

Dünyanın uzayda birden çok hareketi vardır.Biz bunlardan dünyanın kendi ekseni ve Güneş etrafındaki hareketi sırasındaki hızını inceleyeceğiz.

1-YÖRÜNGEDEKİ HIZI :D ünya güneş etrafında dönerken saatte107 bin km hızla döner.Bu hız dünya güneşe yaklaştığı zaman fazlalaşırken ,güneşten uzaklaştığı zaman hız azalır.Eğer bu hız şimdikinin iki katı olsaydı o zaman, bir gün 24 saat bir yıl 182,5 olurdu.Hız yarıya inseydi bir gün24 saat ,bir yıl 730,5 gün olurdu.

2-KENDİ EKSENİ ETRAFINDAKİ HIZI :

A) AÇISAL HIZ : Dünyanın birim zaman içinde taradığı açıya denir.

1-Dünyanın bir saatteki açısal hızı 15º dir.

2-Dünyadaki bütün meridyenler 24 saatte 360º lik aşıyla dönerler.

3-Her meridyenin açısal hızı eşittir.

4-Açısal hız meridyenlere bağlıdır.

B) ÇİZGİSEL HIZ: Enlemlere bağlıdır. Çizgisel hız ekvatordan kutuplara doğru gittikçe azalır.En fazla hız ekvatordadır.Ve saatte 1670km dir.Bu hız dünyanın 1 saatteki hızı 15º olduğu kabul edilip 15×111=1670 km şeklinde bulunur.Bu hızın farklı olması sonucunda :

1-Yerçekimi ekvatordan kutuplara gidildikçe artar.

2-Güneş ekvatorda çabuk doğar çabuk batar.Bu süre ekvatordan kutuplara gidildikçe artar.Bundan dolayı ekvatorda tan ve gurup vakitleri yoktur.

3-Gece – gündüz süresi en az ekvatorda değişirken en az kutuplarda değişir.

4-İki meridyen arasındaki zaman farkı her yerde aynı olur.

NOT: Eğer çizgisel hız iki katına çıksaydı 1 gün 12 saat bir yıl 730.5 gün olurdu
DÜNYANIN GÜNEŞ ETRAFINDA YILLIK HAREKETİ VE SONUÇLARI

Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.

Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.,

ELİPS BİÇİMİNDEKİ YÖRÜNGENİN SONUÇLARI

Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Bunun nedeni, Dünya yörüngesinin elips şeklinde olmasıdır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.

*NOT:Dünya’nın Güneş’e yaklaşıp uzaklaşması, Dünya üzerindeki sıcaklık dağılışını belirgin olarak etkilemez. Sıcaklık dağılışını etkileyen temel etken güneş ışınlarının geliş açısıdır.*

Dünya’nın hızı sabit değildir. Hız, günberi tarihinde artarken, günöte tarihinde azalır. Bunun sonucunda;

– Mevsim süreleri farklıdır.

– Eylül ekinoksu iki günlük gecikmeyle gerçekleşir.

– Şubat ayı iki gün kısa sürer.

Dünya’nın Güneş Etrafındaki Dönüşünün Sonuçları:

Mevsimlerin oluşmasına ve değişmesine neden olur.

Mevsimlik sıcaklık farkları meydana gelir.

Kara ve denizler arasında sıcaklık farkları oluşur.

Muson rüzgârları meydana gelir.

Gece – gündüz uzunlukları değişir.

Güneş’in ufuk üzerinde doğduğu yer ve saat ile, Güneş’in ufukta battığı yer ve saat değişir.

Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açıları değişir.

Cisimlerin gölge boyları değişir.

Aydınlanma çemberi mevsimlere göre yer değiştirir.

Güneş ışınları yıl boyunca dönencelere bir kez, dönenceler arasına iki kez dik düşer.
DÜNYA’NIN EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI

Dünya’nın elips şeklindeki yörüngesinden geçen düzleme Ekliptik (yörünge) düzlemi, Ekvator’dan geçen düzleme ise Ekvator düzlemi denir.

Bu iki düzlem birbiriyle çakışmaz. Çünkü, Dünya’nın ekseni ekliptik düzleme tam dik değildir. Başka bir ifadeyle, Dünya ekseni ile ekliptik düzlemi arasında 66° 33′, Ekvator düzlemi ile ekliptik düzlemi arasında 23° 27′ lık bir açı vardır.

Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketinin sonuçlarında sayılanların asıl nedeni, Dünya’nın ekseninin eğik olmasıdır. Buradan, “Dünya’nın Güneş çevresinde dönüşünün sonuçları, eksen eğikliği ile birlikte ortaya çıkar” sonucunu çıkarabiliriz.

Dünya ekseninin 23°27′ eğik oluşunun sonuçları şunlardır:

Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı yıl boyunca değişir.

Güneş’in doğuş ve batış saatleri ile yerleri değişir.

Aydınlanma çemberinin sınırı mevsimlere göre değişir.

Mevsimlerin oluşumuna neden olur.

21 Aralık’ta Güney Yarım Küre’nin, 21 Haziran’da ise, Kuzey Yarım Küre’nin Güneş’e daha dönük olmasına neden olur.

Gece ile gündüz süreleri arasındaki farkın, Ekvator’dan kutuplara gidildikçe artmasına neden olur.

Yıl içinde cisimlerin gölge uzunlukları değişir.

Dönencelerin ve kutup dairelerinin sınırlarını belirleyerek, matematik iklim kuşaklarının oluşumuna neden olur.

Matematik İklim Kuşaklarının Oluşmasının Temel sebebi Eksen eğikliğidir…

EKSEN EĞİKLİĞİ OLMASAYDI

(Ekvator düzlemi ile ekliptik üst üste çakışsaydı veya yer ekseni ekliptiği dik olarak kesseydi)

Dönenceler ve kutup daireleri oluşmazdı.

Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi.

Mevsim değişmesi olmazdı. Sürekli aynı mevsim hüküm sürerdi.

Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi.

Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu.

Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi.

Kısacası; sürekli ekinoks durumu yaşanırdı.

EKSEN EĞİKLİĞİ 20°OLSAYDI

Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı.

Güneş ışınlarının düşme açısında değişim azalacağından,Ekvatoral bölgenin sıcaklık ortalaması artardı.

Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken , ılıman kuşak genişlerdi.

Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.

Kutup noktalarının sıcaklığı azalırdı.

NOT

Eksen eğikliği kaç derece ise Kutup noktalarına güneş ışınları en fazla o açıyla düşer.

Aydınlanma çizgisi daha az yer değiştireceğinden gece ile gündüz arasındaki fark azalırdı.

NOT

Eksen eğikliği küçüldükçe gece ile gündüz arasındaki fark azalır. Eksen eğikliği büyüdüğünde ise fark artar.
21 HAZİRAN, 23 EYLÜL, 21 ARALIK, 21 MART VE ÖZELLİKLERİ

Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi ve eksen eğikliğine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler aynı zamanda mevsimlerin başlangıcıdır.

21 Mart ve 23 Eylül tarihlerine ekinoks (gece – gündüz eşitliği) tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran tarihlerine de solstis (gündönümü) tarihleri denir.

21 HAZİRAN DURUMU:

a. Kuzey Yarım Küre

Güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne 90°lik açı ile düşer.

Yaz mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gündüz, en kısa gece yaşanır.

Yengeç Dönencesi’nden kuzeye gidildikçe gündüz süresi uzar, gece süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren gündüzler kısalmaya, geceler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar gündüzler gecelerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Kuzey Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyi, güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dik açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları küçülmeye başlar.

Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde en kısa gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları uzamaya başlar.

b. Güney Yarım Küre

Güneş ışınları Oğlak Dönencesi’ne 43°06′ lık açı ile düşer.

Kış mevsiminin başlangıcıdır.

En uzun gece, en kısa gündüz yaşanır.

Oğlak Dönencesi’nden güneye gidildikçe gece süresi uzar, gündüz süresi kısalır.

Bu tarihten itibaren geceler kısalmaya, gündüzler uzamaya başlar. Fakat 23 Eylül tarihine kadar geceler gündüzlerden uzundur.

Aydınlanma çemberi Güney Kutup Dairesi’ne teğet geçer.

Oğlak Dönencesi’nin güneyi güneş ışınlarını yıl içerisinde alabileceği en dar açı ile alır. Bu tarihten itibaren güneş ışınlarının gelme açıları büyümeye başlar.

Oğlak Dönencesi’nin güneyinde en uzun gölge yaşanır. Bu tarihten itibaren gölge boyları kısalır.

23 EYLÜL DURUMU

Kuzey ve Güney Yarım Küre

Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°lik açı ile düşer.

Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır.

Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar.

Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur.

Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır.

Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür.

Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur.

Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda 6 aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise 6 aylık gündüzün başlangıcıdır.



>AKARSULAR VE AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU YER ŞEKİLLERİ

>

AKARSULAR VE AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU YER ŞEKİLLERİ

A. AKARSULAR

Akarsuyun, içerisinden geçtiği yatağı kazması ve kopardığı parçacıkları taşıması olayına aşındırma denir. Akarsular kimyasal ve fiziksel (mekanik) yollarla aşındırma yaparlar.

1. Kimyasal aşındırma: Sıcaklığın yüksek olduğu zamanlarda veya sürekli sıcak bölgelerde, akarsuların geçtikleri yeri eritmesiyle yaptığı aşındırmadır.

2. Fiziksel (Mekanik) aşındırma: Akarsular, eğime bağlı olarak kazandıkları güçle, yatağındaki kayaları parçalayarak aşındırır. Akarsular genelde fiziksel yolla aşındırma yaparlar.

Akarsuların fiziksel aşındırması üç şekilde olur.

a. Derine aşındırma: Akarsuların yatağını düşey doğrultuda ışındırarak, deniz seviyesine indirmeye çalışmasıdır.

b. Yana aşındırma: Akarsuların içlerindeki materyallerle birlikte, eğimin azaldığı yerde salınımlar yaparak, yanlara çarpması sonucu meydana gelen aşındırmadır.

c. Geriye aşındırma: Akarsularda su miktarı en çok ağız kısmında olur. Çünkü, bu kısımda akarsu bütün kollarından aldığı suyu taşır. Bu kesimdeki su fazlalığı nedeniyle, akarsular yataklarını, denize döküldükleri yerden başlayarak geriye doğru aşındırmaya başlarlar. Böylece aşınan nokta, kaynağa doğru kayar ve zamanla akarsu üzerindeki şelaleler ortadan kalkar. Buna geriye doğru aşındırma denir.

Geriye doğru aşındırma ile akarsular, çevredeki küçük akarsuları kollarıyla birlikte kendisine bağlar. Buna akarsu kapması veya kapma denir

Akarsular vadilerini kazıp derinleştirdikçe, yataklarının eğimi gittikçe azalır. Bu yüzden zamanla akış yavaşlar, aşındırma eski hızını kaybeder ve en sonunda hemen hemen sona erer. Akarsu yatağında artık, başlangıçtaki pürüzler, şelaleler ortadan kaldırılmış olur. Bu duruma erişen bir akarsuyun, ağzından kaynağına doğru uzanan profili iç bükey bir eğri halindedir. Buna denge profili denir.

Denge profiline ulaşmış bir akarsuda;

Yatak eğimi azalmıştır. Akış hızı azalmıştır.

Aşındırma gücü azalmıştır. Su potansiyeli azalmıştır.

Enerji üretimi için elverişsizdirler. Üzerinde ulaşım ve taşımacılık yapılabilir.

B. AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU YER ŞEKİLLERİ

AKARSULARIN AŞINDIRMASIYLA OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

1. Vadiler

a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır.

Türkiye’de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar.

b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşurlar.

Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür.

c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir.

Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır.

d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür.

e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.

Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır.

2. Menderesler

Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar.Hem aşındırma hem biriktirme şeklidir.

Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar.

Menderesler oluşturan bir akarsuyun;

Yatak eğimi azalmıştır.

Akarsu hızı azalmıştır.

Uzunluğu artmıştır.

Aşındırma gücü azalmıştır.

Biriktirme faaliyetleri yaygındır.

3. Kırgıbayır (Badlands)

Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.

Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.

Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarı kurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.

4. Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler)

Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir.

Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.

Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir

5. Peribacaları

Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir.Oluşumunda volkanik tüflü arazi,sel ve yağmur suları,bitki örtüsünün az olması ve rüzgar etkilidİR.

Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır.

6. Peneplen (Yontukdüz)

Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir.

Ülkemiz yeryüzü şekilleri IV. jeolojik zamanın başlarında toptan yükseldiği için, iç kısımlarda peneplen izlerini görmek mümkündür.

AKARSULARIN BİRİKTİRMESİYLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

AKARSULARDA BİRİKTİRME

Akarsuların biriktirme yapabilmesi için;

– Eğimin azalması ,Suyun azalması

– Akarsu hızının azalması, Akarsu yükünün artması

gereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar.

AKARSU BİRİKİM ŞEKİLLERİ

1. Birikinti Konileri ve Yelpazeleri

Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir.

Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır.

2. Dağ Eteği Ovaları Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır.

Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır.

3. Dağ İçi Ovaları

Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur.

Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır.

4. Taban Seviyesi Ovaları

Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir.

5. Delta Ovaları

Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir.

Delta ovalarının oluşabilmesi için,

Akıntıların olmaması,

Akarsu yükünün fazla olması

Gel – git genliğinin az olması

Kıyının sığ olması gerekir

Türkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır.

6. Taraçalar (Sekiler) Aüvyal tabanlı vadi üzerindeki akarsuların, yeniden canlanarak, yatağını kazması sonucunda oluşan yüksekte kalmış eski vadi tabanlarıdır. Türkiye’de, çeşitli zamanlarda epirojenik hareketler görüldüğü için, vadiler boyunca taraçalar görülür.

7. Kum Adacıkları

Akarsu eğiminin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde, taşınan alüvyonlar ve kumlar küçük adacıklar şeklinde biriktirilir. Bunlara kum adacıkları dENİR.




Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.